Kayıtlar

ÖLÜRSE TEN ÖLÜR

Resim
  “hayat aslında 40 yaşında başlar. O yaşa kadar araştırma yaparsınız”  (Karl Gustav Jung/aktaran selim) Yaşlanmak kaçınılmaz bir gerçek. Doğduğumuz günden itibaren yaşlanıyoruz. Ama belirli bir eşikten sonra yaş bir ziynet eşyası olmaktan çıkıyor ve prangaya     dönüyor. Ben bu kelepçenin ruhu sıkan halkalarına uzun zamandır itiraz ediyorum. Başlangıçta    bu konudaki tavrım doğum günlerini kutlamazsan yaşlanmazsın şeklindeydi. Önce kendimin sonra diğer insanların doğum günlerini unutarak, atlayarak ve kutlamayarak hayatı taze tutmaya çalıştım. Soranlara 32 yaşındayım dedim. Hayatta kazandığım ünvanlara “Emekli” sıfatı da eklenince yaşlılıkla ilgili daha alıngan olmam gerekirdi belki  ama emeklilikle yaşlılık arasında bir bağ kurmadım. Yaşlılık aslında tümüyle izafi bir haldi çünkü kendinizden daha genç insanlarla rekabet etmediğiniz sürece yaşlı olduğunuzu hissetmenize olanak yok. Rekabeti nasıl tanımlayacağız. Benim anladığım   rekabet ha...

ICH BIN EIN BERLINER

Resim
  Arte Kanalında dizi izleyip bir de bunu yazıya dökmenin 2023 Türkiye’si için bile (belki de tam onun için;) hafiften bir salyangoz ticareti olacağının farkındayım. Beşiktaş’ın durumu iyi olsa bile Digitürk’de en çok Mezzo izleyen ve gerçekten de salyangozları mideye gümbürdetmiş biri olarak daha pek çok benzer icraatım var. Beni bilen biliyor zaten. “ Beyazların yöresinde nasibim kalmadı yerlilerin topraklarına kar ş ı ş uç i ş ledim zorbaların arasında tehlikeli bir nifak uyrukların arasında uygunsuz biriyim ” Neyse konumuz bu değil. Konumuz   ne zaman Almanya’ya yolum düşse Televizyon’da takılmadan duramadığım Arte Kanalın Smart TV’ye yüklediğim versiyonunda rast geldiğim 6 bölümlük süpersonik, fırtına gibi ve   taptaze dizisine dair. İstanbul’un daha adam gibi içki içilen, bisiklete binilen, araba sürülen, yolda yürünen, lezzetli sosisler yenilen ve daha az deniz daha fazla nehir içeren versiyonu, hadi diyelim üvey kız kardeşi Berlin’e dair bir hikaye ...

İŞ BANKASI RESİM HEYKEL MÜZESİ AÇILIRKEN

Resim
  İstiklal Caddesi, Cadde-i Kebir. Ne demiş Napolyon : Dünya tek bir ülke olsa başkenti İstanbul olurdu. Ben de; Türkiye tek bir şehir olsa yani İstanbul olsa başkenti de tereddütsüz İstiklal Caddesi olurdu diye ekleyeyim. 2015 yılının Ağustos ayının son cumasında Beyoğlu Şube Müdürü olarak adımımı atmıştım İstiklal Caddesine. Bankacılık tabiri ile sahaya inmiştim. Genel Müdürlükte geçen onca yıldan sonra artık Şube Müdürlüğü yapacaktım. Yüzlerce kez geldiğim cadde bu defa 1909’da yapılmış ve 1953’den beri İş Bankasına ev sahipliği yapan binasının kapısını caddenin en güzel noktasında açmıştı bana. Binamız adını İtalyan Kahraman Garibaldi’den alan eve dayamıştı sırtını, yanında Odakule denilen nahoş yapının istilasına rağmen varlığını koruyan Katolik Kilisesi ile zaman makinasından fırlamış gibiydi. Kimlerin gelip kimlerin geçtiğini sayamayacağımız bir mekanın son konuğu olacağımı bilmeden ama tahmin ederek girmiştim bu “3 İstanbul” Romanından fırlamış Fransız işi ...

OSMAN BAŞÇAVUŞU UĞURLARKEN

Resim
  (*) “Anason kokarken sofralar Masadan eksiliyor dostlar” Hayalmeyal anımsadığım ilk çocukluğumda o zamanlar herkese anlattığım bir sahne vardır. Televizyonların paket yayın yaptığı, yani İstanbul’da 10 saat Trabzon’da 5 saat açık olduğu yıllardan söz ediyorum. Büyükbaba ve babaanne eksikliği ile dünyaya gelmiş olsam da dede ve anneannem hayatın merkezindeydi hep. 5 kız 1 Erkek çocuğu büyütmüş Safiye- İsmail çifti1990’ların ortalarına kadar     hayatın hep tam içinde geçen yıllar boyunca her bir kızlarını ve tek oğullarını evlendirmiş hepsinin de mürvetini görmüşlerdi. 6 kez kaynana ve kayınbaba olabilmişlerdi. Benim   için bu geniş aile bir sürü enişte demekti   5 kızın kocaları (biri babam olmak üzere) bu enişte koleksiyonunun parçalarıydı. Çocukların 5.si ve kızların 4.sü   olan Hamdiye teyzemin kocası Osman Başçavuş   kendisi gibi astsubay olan şakacı   dayımla beraber paket yayında Hanna-Barbara çizgi filmleri izlediğimiz yılla...

TÜRKİYE ÜZERİNE CMYLMZ TEZLERİ

Resim
  ( eser miktarda spoiler içerir) Cem Yılmaz ve ben yaşıtız ve giderek azınlığa düşüyoruz . Bizim X kuşağımızın ardından gelen Y’ler, Z’ler, Alfa’lar büyük oranda nüfus çoğunluğu ele geçirdi.   Bizden sonra gelen kuşaklarla     aramızdaki en büyük fark bizim çocukluğumuzun en iyi hatırladığımız yıllarıdır. Yani 1970’lerin 2. Yarısıdır. 1975-80 arası yıllar Türkiye’nin her manada serbest dalgalandığı ve Televizyonun da krallığını çok yavaş ve sakin bir dozda  ilan ettiği dönemdi. Bu dönemi bizim gibi 6-11 yaşlar arasında idrak edenler için o yılların   tadı ve rengi çok özeldi ve bir o kadar da özneldi. 12 Eylül darbesinin ardından gelen yıllar 1970lerin büyüsünü bozmuş başka bir hale sokmuştur. "Do Not Disturb"’un ana karakteri Metin-Çetin’in çocukluk anılarının ayrılmaz parçası olan gülen surat  gemici Ayzek de sadece bir dizinin sevimli bir parçası değildi. Türkiye’nin birlikte hissettiği büyülü zamanların da temsilcisiydi. 1970lerin sonlarında...

ÇÖLÜN EN GÜZEL KUTUP AYISI

Resim
Pir Sultan'ım sırrın kimseler bilmez Tevekkül malını erteye koymaz Kişi kısmetinden artığın yemez  Bana kısmet olan mal neme yetmez   Türkiye’nin en büyük sorunu   iktisat yada politika alanına dair değildir. Türkiye’de bana göre en önemli mesele halkın hobisiz olmasıdır. Türk halkı için boş zaman kavramı neredeyse uzay mühendisliği kadar anlamsız ve uzak çağrışımlar içerir. Bedenen ve fikren gelişim sağlayan hobiler Türk halkının kahir ekseriyeti için manasız faaliyetler, gereksiz zaman kayıpları, boşa harcanan paralar olarak kayıtlara geçmektedir. Türkiye’yi batı uygarlığının olumlu yönlerinden uzak tutan, doğu uygarlığının ise   en olumsuz özelliklerine yakınlaştıran bu durum yazık ki daha uzun yıllar bizimle beraberliğini sürdürecek gibi görünmektedir. Bu yönüyle bir çöl gibi çorak kalan coğrafyamızda insanlara para kazanmaktan arta kalan zamanlarını belirli bir alana yönlendirme enerjisi veren alanları çoğaltma yönünde motivasyon vermek sınırlı sayıda yü...

KEŞANLI HAKAN DESTANI

Resim
  Türkiye’nin gayrı resmi milli marşı şu dizeyle açılır : “ Havasına suyuna taşına toprağına/Bin can feda bir tek dostuna" Hava  su ve dostlar yaşam için elzem de taş ve toprak nasıl ilk 5’e girmiş bu sıralamada insan biraz düşününce tereddüte düşebilir aslında. Üstelik bu şarkı yazıldığında taşın ve toprağın betonarmeye dönüşme hızı bugünlere kıyasla çok daha yavaş ve sınırlı idi. Çok da para getirmiyordu yani…. Belli ki taşın da toprağın da o doğalından , el değmemişinden bir memleketi vatan yapan ham halinden söz ediyor bu şarkı. Taş ve toprak kendi halinde milyonlarca yılda oluştu, insansa onla ilişkisini son 12 bin yılda resmileştirdi. Son 100 yıl ise sadece taş ve toprağın değil bütün olarak doğanın bize verdiği her şeyin giderek “Tarım Devrimi Uygarlığının” kapitalist versiyonunda ,     tüketim toplum ve ekonomisinin içinde, giderek daha önemsiz ve görünmez hale gelişine tanıklık eder olduk. Bu yoğun bir kopuş anlamına gelmekte. Şarkıda can feda ed...