Kayıtlar

Polonya’dan hukuk dersleri

Resim
   01.11.2026 Cuma gece geç saatlerde genelde Türkiye’de olanlara benzer şekilde Polonya’da ilginç gelişmeler yaşandı. Bu yazıyı kaleme aldığım saatlerde gelişmeler henüz tam bir sonuca ulaşmamıştı. Süreci başlatan hamle, hükümetle bağlantılı bir Anayasa Mahkemesi hâkiminin, PiS (Donald Tusk öncesi iktidar) döneminde atanan Mahkeme Başkanı Bogdan Święczkowski ile yardımcısını askıya alması ve mahkeme yönetimine el koymasıydı. Bu gelişme üzerine PiS destekli Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, Senegal’e yaptığı resmi ziyareti yarıda keserek ülkesine döndü ve gece yarısı mahkeme binasına girerek sürece müdahil oldu. Başbakan Donald Tusk ise hamleyi “hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etmek” olarak savundu.  Donald Tusk, PiS iktidarı döneminde AB ile yaşanan hukukun üstünlüğü krizini ve yargıdaki kurumsal değişiklikleri gerekçe göstererek Polonya’yı yeniden Batı’ya yaklaştırma vaadiyle iktidara gelmişti. Bu vaat, Doğu Avrupa’da Macaristan’la birlikte yükselen otoriterleşme eğilimle...

Dava

Resim
  17.10.2026 · “1950’den beri muhafazakâr geleneğin en fazla vurguladığı kavram nedir diye baksanız ‘milli irade’ çıkar. Ama demokrat olduklarından değil, milli iradenin kendilerinden yana olacağını varsaydıklarından. Milli irade kendilerinden yana olmayınca neler yaptıklarını işte görüyoruz.” Emrah Gülsunar’ın bu tespiti, Türk sağının Soğuk Savaş sonrası formunu anlamak açısından oldukça isabetli. AKP, MHP geleneğinin “dava” kavramını geri vermemek üzere satın aldı. MHP’nin kurucu lideri Türkeş bu kavramı şöyle sahiplenmişti: “Kuvvet birliktir. Dâvamızın geleceği birliktedir. Birlik, beraberlik içinde olmaktır.” Erdoğan da her fırsatta “dava adamlığı”, “dava sahipliği” gibi ifadelerle aynı kavramın üzerine oturdu. İşler zora girdiğinde bir partinin değil, davanın adamları olduklarını hatırlattı. Son fon skandalına dair savunmasında da kendini aynı yerde konumlandırdı: “Kimse merak etmesin; Tayyip Erdoğan da onun dava arkadaşları da gerekeni yapar.” Burada Türkeş de Erdoğan da dava...

Demokrasinin patlayan silikonları

Resim
  10.10.2026 Şerafettin Sabuncuoğlu Amasya’da yaşamış bir hekimdi. Ortaçağ şartlarında estetik cerrahinin temellerini atanlardan biriydi. Süheyl Ünver’in gün yüzüne çıkardığı çalışmaları tıbbın bu  daha az bilinen dalına dair çalışmalar için milat niteliğindedir. 1967 doğumlu Cemil Tugay’ı plastik ve estetik cerrah olmaya  teşvik eden şeyler arasında bu 15. yüzyıl hekiminin hikayesi var mıydı bilinmez. Ancak onu İzmir belediye başkanlığı makamına kadar yükselten süreçte Ege Üniversite’sindeki tıp eğitiminin rolü olduğuna çok fazla kuşku duymuyorum. 1980’lerde İstanbul ve Ankara’daki iki önemli tıp fakültesinin gölgesinde kalsa da doktor olmak isteyenler için İzmir fena bir seçenek değildi.  Benim de dahil olduğum jenerasyon yani Cemil Tugay jenerasyonu üniversite sınavında tüm soruları cevaplar, tercihleri önceden yapar ve hem tıbbı hem siyasalı seçim listesine baştan yazardı. Bizim kuşak kendini bilmekle mükellefti. (Avukat babamın mesleğini devam ettirmek yerine An...

Üç tarz-ı zenginleşme

Resim
   07.10.2026 · Eski Türkiye’nin kuruluş aşamasında önemli entelektüel kimlikler öne çıkmıştı. Yusuf Akçura’dan Ziya Gökalp’e İsmail Gaspıralı’dan Halide Edip’e Prens Sabahattin’den Adnan Adıvar’a pek çok önemli ismin karar vermek zorunda kaldıkları siyaset seçenekleri ağırlıklı olarak Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak olarak kayda geçmiş ve zamanın dilinde 3 tarzı siyaset olarak anılmıştı. Eski Türkiye kimilerine göre 1876’da kimilerinde göre 1920 de ya da 1923’te başladığı hikayesini çok da itiraz etmeden son çeyrek yüzyıl içinde Yeni Türkiye’ye devir ve temlik etti. Yeni Türkiye’nin kurucuları eskilerinin karşı karşıya olduğu 700 yıllık saltanat, dünya güçleri ve dünya savaşı gibi meydan okumalara maruz kalmadan eskiden yeniye geçişi sağladılar. İronik olan şuydu; Eski Türkiye’yi yıkmadan hatta tam tersine onun kural, kaide ve imkanlarından istifade ederek Yenisini tanzim ettiler.  Tek bir partinin aynı ülkeyi çeyrek yüzyıldan fazla idare edebilmesini azımsamak ist...

Fon krizini önleyemeyen önlemler üzerine

Resim
01.10.2026 İsviçre’nin çakısı, çikolatası ve bankası meşhurdur. Buna rağmen İsviçre’ye bundan bir süre önce gittiğimde otelde kredi kartını POS’la değil slip çekerek kullanan otele rastlamıştım. Aynı zamanlarda Türkiye’de kredi kartına taksit yaparak telefon, ev eşyası alabiliyordunuz. İsviçre bankacılıkta ileriydi belki ama bu alandaki inovasyonda Türk bankacılık ekosistemi hiç de aşağı değildi. Türkiye’de bankalar dijitalleşme, hizmet kalitesi, yaygınlık ve ürün çeşitliliği alanlarında dünyada ses getiren işlere imza attılar. Türk bankacılık sisteminin 2001 krizinden sonra hızlı toparlanması ve kriz etkilerinden kurtulması büyük bir başarı hikâyesidir. Türkiye’nin son çeyrek yüzyılına bakıldığında, AKP’nin de yaklaşık ilk on yılına denk gelen zamanda sektör hem nitelik hem nicelik olarak gelişti; o dönemin makro istikrarının hem hazırlayıcısı hem yararlanıcısı olmayı başardı. Derviş’in bıraktığı çerçeve, BDDK, TMSF, kamu bankalarının yeniden yapılandırılması, 2005’te gelen 5411sayılı...

Türk filmlerinin unutulmaz senaryoları

Resim
    27.09.2026 70’lerde bizim gibi çocuk olanlar için hayatın en büyük eğlencesi tabii ki siyah beyaz televizyondu. Tek kanallı, gece kapanan gündüz açılan televizyonda Türk sineması izlemek ise bizler için katlamalı eğlence idi. Türk sineması yani Yeşilçam için senaryolar çoğu zaman üstüne kopya kağıdı konmuşçasına birbirine benzerdi. Bu modellerin en tanıdık olanı zengin kız/oğlan fakir kız/oğlan hikayeleriydi. Bunun dışında pek tutulan bir diğer senaryo modeli de geçmişinden bir sebeple kopan kahramanın bu geçmişi bulmak için başından geçen acı tatlı maceralardı. Bu basit görünen senaryoyu inci gibi işleyen Türk yönetmenleri, zamanın starları 70’lerin çocukları ve onların anne babalarına güzel vakit geçirip, günlük hayatın dertlerinden uzaklaştırmayı başarmışlardı. Bu naif senaryoların daha da naiflerini Kemalettin Tuğcu kitaplarında bulurduk. İyinin kazandığı, kötünün kaybettiği aşkın hep sonunda galip gelip nefretin yenildiği hikayelerle büyüdük. Bugünün Türk sineması art...

Fon krizi ve bir Baron’dan almamız gereken dersler

Resim
   22.09.2026 Fon krizi diye özetlenen gelişmenin teknik ifadesi sistemik risktir. Sistemik risk kavramını dünya litaretürünün borçlu olduğu kişi gerçek bir Barondur ve adı da Alexander Lamfalussy’dir. Baron Alexandre Lamfalussy (asıl adı Sándor Lámfalussy), 1929’da Macaristan’da doğmuş, 20 yaşında komünizmden kaçıp Belçika’ya sığınmış bir ekonomist. Demir Perde’yi aşan adam, sonra Avrupa’ya ortak para giydirdi. Azıcık trajik, epey ironik. Louvain ve Oxford’da okudu, Brüksel’de bankerlik yaptı, Basel’deki BIS’te “merkez bankacıların merkez bankacısı” oldu. 1994–97’de Avrupa Para Enstitüsü’nün ilk başkanı olarak ECB’nin temellerini attı. Euro’nun kurucu babalarından sayılır. Belçika kralı da onu baron yaptı: orman mühendisinin oğlu, para aristokrasisinde yükseldi. Sistemik risk tarafında da erken uyarıcıydı. BIS’te tek tek bankaların sağlığına bakmak yetmez, bütün sistemin çökebileceğini savundu. Finansal inovasyonun riski “daha istekli olana” taşımasının herkesi mutlu edebilec...