Kayıtlar

EMPATİ ÜZERİNE TEZLER

Resim
    The creative adult is the child who has survived.                                                                                      (ursula le guin) (*)yaratıcı yetişkin hayatta kalabilmiş çocuktur. Bir ütopya yada distopya ülkesini yönetme şansım olsa ve sadece tek bir kural koyma imkanı verseler hiç kuşkusuz reprodüksiyonu yani çoğalmayı kurala, kaideye , lisansa bağlardım. İnsan     kendini mahlukların en şereflisi addediyor    o vakit tek amacı diğer canlı türleri gibi sadece çoğalmak     olamaz. Madem düşünce gücüyle en güçlüden daha güçlü, en hızlıdan daha hızlı, en zehirliden daha zehirli olabiliyoruz o zaman çoğalırken de sadece doğanın bize bahşettiği   imkanla kendimizi y...

SİL BAŞTAN BAŞLAMAK LAZIM BAZEN

Resim
    Batmak; yani yüzeyle bağlantıyı koparıp dibe çökmek hem reel hem de metaforik olarak berbat bir durumdur. Pek çok su canlısı bile denizin en dibinde yaşayamaz.  İnsan ise evrimleşerek dönüşmüş solunum sistemiyle maksimum 60 saniyede başka bir forma geçer. Dibi bile görmeden yokoluşa ulaşır. Batmak Türkçede en çok kullanımını ekonomik manada bulur. Firmalar, insanlar projeler batar. Tıpkı bir gemi gibi derinlere sürüklenir arkasında işe yarar hiç bir şey kalmaz. Herkesin sevdiği Jeanne'in batışı metaforik olduğu kadar reel bir görsel olarak karşımıza çıkmaktadır. Çevre projeleri ile uğraşan Jeanne'in denizlerdeki atıkları toplamak için tasarladığı proje ilk suya dalışında atmosferle bağını anında keser ve dibe doğru yolculuğa başlar. Jeanne'in projenin peşinden suya atlayıp 1 ton ağırlığındaki aleti kurtarma çabası ise hızla dibe çakılan projenin peşinden asıl batacak olanın kim olduğunu göstemektedir. Proje denizin dibini boylarken Jeanne de bundan sonra hi...

ÖTEKİ ASLINDA SENSİN

Resim
Buzul çağını geçirmiş bir dünyanın herşeyin sırrına varmayı başarmış sakinleri olarak küresel ısınma çağına ulaşmış bulunuyoruz.Dünyanın buzlardan ibaret olduğuna inanıyorsak, sıcaktan kavrulabileceğine de inanmamız gerekiyor olmalı. Boomerları saymazsak X’den Alfa’ya birbirine dijital olarak bağlanan sakinler olarak hayatta kalmak için telefona muhtaç durumdayız.   Kocaman bir gezegende değil de küçücük bir köyde yaşar gibiyiz.   Yine de sadece dünyanın değil galaksinin de tek hakimi gibi yaşıyoruz.   Düşünmenin bize sağladığı ayrıcalıkla tasarlayarak ve taammüden galaksiyi kendimize hizmetçi yapmış durumdayız. Oysa ki insan dediğimiz varlığın yazılı tarihi sadece 5 bin yıl öncesine dayanıyor. Tarımı öğreneli 12 bin yıldan fazla olmadı. 19. yüzyılın modernitesi ve 20. Yüzyılın baş döndüren icatları 21.yüzyılın ağ teknolojisi ile birleşince dünya hiçbir zaman olmadığı denli küçüldü. Mülkiyet duygusunun insanlığın gelişimini ve belki de yok olmasını sağlayacak belirl...

KAFAMDA YAPISAL REFORMLAR

Resim
    Türkiye’de herkesin çok bildiği konuların başında Bankacılık gelir. Ama ülke uzun süredir Orwellian bir hayata geçtiği için aslında durum tam tersi. Kimse Bankacılığın bırakın herhangi bir kuralını B’sini bile bilmiyor. Kollektif cehalet bir süre sonra kötü paranın iyiyi kovması gibi ortada bilginin kırıntısını bırakmaz ve cehaletin ordusu zaferlerine yenisini   ekler. Basitçe paranın fiyatı olan faize metafizik anlamlar yükleyip dinsel bir içerik ekleyen aklın ülkeye maliyeti artık iyice belirgin hale geldi. Bu   iktisadi durumu Mehmet Şimşek bile irrasyonel olarak tanımladı. Dolayısıyla enflasyonu ve döviz kurunu patlatan mantıksız para politikası için zaten söz üretmeye gerek bulunmuyor. Normal koşullarda kaybedilmesi gereken bir seçimin akıl almaz bir muhalefet beceriksizliği yanında çeşitli seçim rüşvetleri ve buna eklemlenen sınırsız propaganda kullanımı ile kazanılması sonrasında ortada kazanılacak seçim de kalmayınca oluşan faturanın nasıl ödenece...

ARVO PART VE 14 MAYIS SEÇİMLERİ

Resim
  Türkiye’nin modern zamanlarını mitolojik bir hikaye ile eşlemek gerekirse; bu, hiç tereddütsüz Sisiphos olurdu. Tanrıların aynı kayayı sürekli sırtına yükleyip dağın tepesine yolladıkları talihsiz fani ile Türkiye tarihinin son 100 yılı arasındaki korelasyonu görüp de içlenmemek elde değil. Kısaca durumu tarif edelim : Devrimler/ideolojiler çağı dediğimiz dönemi anti komünizm histerisi ile yaşadı ülkemiz. Bunun resmi başlangıcı 1950’ler olsa da Nazım Hikmet’in 15 yıllık hapishane çilesi daha da erken bir döneme tarihlenir. 1991’e kadar “Zulüm Kuzeyden Gelir” endişesi ve korkusu ile geçti yıllar. Bütün bu dönem içinde Türkiye’de tereddütsüz en önemli kaygı koca kuzey komşusunun dinsiz ideolojisinin ülkeyi istila etmesi olmuştu. Ordu, Bürokrasi, resmi ideoloji ve bunun sivil uzantıları mücadelelerini hep bu minvalde yürüttüler. Komünizm dinsizlik demekti ve neredeyse Türkiye’de muhalif olan herkes bir dönem “komünistlik eşittir dinsizlikle” itham edildi. 1991’de duvarın y...

HALİT ARSLAN'I UNUTMAMAK

Resim
    “Saatim yok tam olarak bilemem Biraz bira, biraz şarap önceydi Nasıl oluyor; vakit bir türlü geçmezken Yıllar, hayatlar geçiyor? Kayıp bir bavul gibiyim havaalanında Ya da boş bir yüzme havuzu sonbaharda Çok mu ayıp hala mutluluk istemek? Neyse zaten hiç halim yok Bugün benim doğum günüm Hem sarhoşum hem yastayım Bir bar taburesi üstünde Babamın öldüğü yaştayım Bugün benim doğum günüm Kelimeler büyüyor ağzımda Bildiğim bütün hayatlar Paramparça Takatim yok, yine de telefona sarıldım Son bir özür için tüm sevdiğim kadınlardan Aradım, mesajlar çıktı kapattım Telesekretere konuşamayanlardanım Bugün benim doğum günüm... ”                                                                                         ...

LOVE IS EVERYWHERE

Resim
  "My breath is a red bird In auburn sky of  your hair i I'm taking you in my lap Your legs are growing indescribably long My breath is becoming a red horse  I understand from the burning of my face We are poor our nights are too short We need to make love rapidly When watching Gaspar Noe's film "LOVE",  Poet Cemal Süreyya strings come to mind. Just as Cemal Süreyya did not avoid his word, Noe did not avoid his camera. We are talking about a film about the sensual journey of two people who are passionately connected to each other. The details of this journey are at the core of the film. The actors make love like real lovers from the beginning to the end of the film, and we are witnessing this firsthand. It would be meaningless to think that two young people who dreamed of becoming painters and filmmakers were living the life of priests and nuns in Paris anyway. Long before Gaspar Noe, Puccini had already introduced us to these extreme hearts in Paris in his magni...