Kayıtlar

CUMHURİYETİN ANLAMI VE MUHAMMED İHSAN OĞUZ

Resim
  Bir süredir Kastamonu sessiz sedasız bir devrime olmasa da bir dönüşüme evsahipliği yapıyor. Ortaokul 1.sınıftan beri kardeşlik hukukum olan bir dostumun çabaları ile gerçekleşiyor bu dönüşüm. Ülkemizin en çok tartıştığı zamanını en çok meşgul eden bir konuda tuğlalar en temelden   yukarı dikkatlice konularak bir bina yapılıyor. Bina derken     elle tutulur bir binadan da söz ediyorum aslında. Kastamonu Üniversitesi İlahiyat Fakültesi binasını da kendi kaynaklarıyla inşa eden İhsan Oğuz dedesi Muhammed İhsan Oğuz’un eserlerinin günümüze taşınması ve günümüzün onunla tanışması için çaba sarfediyor. Ülkenin kırılma eksenlerinden biri olan din konusundaki çalışmalar bir kesim için ne denli büyük heyecan yaratsa da diğer bir kesim de bunlara   kuşkuyla yaklaşıyor. Politik ve toplumsal hayatın fay hatları kendini bu konudaki sarsıntılarla gösteriyor. Böylesi zor bir iklimde bir din adamının eserlerinden bina ve binadan ilham üretmek cüretkar bir iş. Özell...

BİR LİYAKAT ANITI : HALİT KIVANÇ

Resim
Babamın da adı Halit olduğu için Halit Kıvanç çocukken bende hep  ekstra bir yakınlık hissi doğurur. Televizyonun kral olduğu yıllarda sadece bir spiker olmanın ötesinde sürekli göz önünde bir fenomendi aslında.  Çok yıllar önce bu dünyaya veda eden Cenk Koray'ın en sadık ekurisi olarak belleklerde yerini aldı.  97 yasinda fani bedeni bu dünyaya veda etti. Anısı ise hiç yok olmayacak.  Sadece işitsel ve görsel mecrada değil  bizim kuşağın çocukluğuna damga vuran ve ayrı bir yazının belki de kitabın konusu olmayı hak eden Milliyet Çocuk Dergisinde de imzası vardı. 23 Nisan'ların sesi o oldu.  Halit Kıvanç 2.Dünya Savaşı'nın hemen ardından dönüşen dünyayı Türkiye’ye tanıtmada başı çeken kişidir . Dünyanın futbol topunun etrafında bir başka döndüğü yılların ülkedeki en iyi tanığı kuşkusuz oydu . Pele ile başlayan bu tanısıklık Maradonaya uzanan bir çizgiyi tamamlar . Halit Kıvanç, futbolun ülkeyi birleştiren heyecanını modern zamanların icadı televizyon eğl...

SİNEMANIN SINIRLARI GENİŞLERKEN

Resim
  Görsel ve plastik sanatların teknolojinin gelişmesi ilebirlikte anlamının değişime uğradığını buna karşılık sinemanın isebaşlangıcından bu yana teknoloji ürünü olduğu için değişmediğini daha önce de yazmıştım. Sinema fotoğrafın resme, 3 boyut teknolojisinin heykele yaptıklarına bakıldığında en son gelmesine rağmen hala en orijinal olan belki de. Özellikle bienallerde karşımıza çıkan “İŞ”ler resim , heykel yanında çokça   video yerleştirme içerir. Bazen işin kendisi bir video yerleştirme olur. Burada artık soyutlaşan resim yada heykel değil bizzati işin dijitalleşen kendisidir. Sanatın bu yapı değişimine tanık olmak çoğu zaman sıradan insanlar için zorluklar içerir. Karşımızdaki görselin bizi rahatlatmaktan çok rahatsız etmesini yada anlamak için gösterdiğimiz çabayı sindiremeyiz. Sanatın yüzyıllar boyunca sanatçının doğayı en iyi şekilde kopya etmesine olduğuna dair yargımız bizi ketler. Ted Fendt’in meta sineması ile karşılaştığımda da buna benzer cümleler kurmuştum...

FACEBOOK , ANTHONY HOPKİNS VE BABAM

Resim
  Anthony Hopkins benim bildiğim ünlüler arasında facebook’uen yoğun kullanan aktör. Hesabında çok eğlenceli şeyler paylaşıyor. Facebook yaşlıların yeri diyen gençlere inat mı ediyor bilmiyorum. Benim facebook’daki motivasyonuma da en çok katkıyı Hopkins’in paylaşımları da   veriyor. Facebook’u sadece Hopkins için değil babam   için de takipten ve içerik paylaşımı için kullanmaktan vazgeçmiyorum. Babam Anthony gibi içerik üretemese de eklediğim postları biraz geç de olsa görüyor, beğeniyor, onlara yorum yapıyor. Hopkins ve Babam arasındaki facebook ortak paydasınıbaşrolünü oynadığı Baba filmini izlerken aklıma getirmedim. Çünkü tanrıya şükür ki Babamın zihni pırıl pırıl. Alzhemier’dan muzdarip hayali Anthony’ye can veren Anthony Hopkins’in bu 92 dakikada bizlere sordurduğu soru tam olarak şu : Madem Herşeyi Unutacağız bütün bu hayatın anlamı ne? Hopkins’in en ufak bir tereddüte yer bırakmadan acaba gerçekten hasta olabilir mi zannını uyandırdığı filmin insan ...

KADER DEĞİL DANİMARKA

Resim
  Türkiye’de gençlerin en çok yaşamak istediği ülkeler sıralamasına Danimarka açık ara girer. Çünkü Danimarka Türkiye’nin %5’i kadar bir toprakta Türkiye’nin %10’undan daha az insanın Türkiye’den 10 kat daha zengin olarak yaşamlarını sürdürdüğü bir ülkedir. 6 milyon Danimarkalı 42 bin km2 toprakta   86 milyon Türkiyelinin 800 bin km2 toprakta üretebildiğinin   yarısından daha çok üretime damga vurmuşlardır. Bir başka hesapla; Danimarka’lılara Türkiye kadar toprak verseniz 8   trilyon dolar hasılat yaratırlar ki bu Amerika’yı da Çin’i de katlar. Bu fantezi dolu mukayeseleri bir kenara bırakıp Danimarka’nın    bu göz kamaştıran performansı nasıl sağladığının ipuçlarını bir filmin detaylarında araştıralım. Film Fatih Pelle gibi epik bir filme imza atan Billie Augustimzalı. Nobel ödüllü bir Danimarkalı yazarın; Henrik Pontoppidan’ın ciltlerdolusu bir eserinin filme dönüşmüş hali. Hikaye Jutland’da yani Danimarka’nın görece en az gelişmiş bölgesinde bir ...

DÜNYANIN HABERLERİNE ÇOK İHTİYACIMIZ VAR

Resim
  Dünya’nın Haberleri  T om Ha nks’in sarış ın bir Kızılderili(!) çocukla Amerika’nın derinlerindeki 1000 km’ye varan yolculuğunu anlatıyor. Hikaye Amerikan iç savaşı henüz bitmişken savaşın yenik Güneyinin en yeniği olan Teksaslıların ülkesinde  geçiyor . Yenik savasçılardan Yüzbaşı Kidd yenilgiyi hazmetmiş ve savaşmaktan yorulmuştur, Tuhaf bir iş bulmuştur kendine. Kasabaları gezen bir haber sunuculuğudur işi. Yerel ve ulusal gazetelerden derlediği haberleri farklı kasabalarda okur. Gazete okuyacak zamanı, parası ve belki de eğitimi olmayan insanlar bir tiyatro düzeninde takip ederler bu zamane   “Anchor”unu. İşine saygılı bir   insan olarak traşını ve boyun bağını eksik etmez Yüzbaşı ve toplanan ahaliyi haberlerle bilgilendirir. Radyonun bile henüz keşfedilmediği bir çağda insanların dünyaya açılan kapısı gazetelerdi. Gündelik yaşam derdindeki bu insanların dünyada olup bitene dair bilgi açlığını doyurur bu faaliyet.   İnternetin pabucunu dama de...

BAŞLANGIÇTA BACH VARDI

Resim
  Başlangıçta Söz vardı. Söz Tanrı'yla birlikteydi ve Söz Tanrı'ydı . İncilin açılış cümlesi bu sizlere de tanıdık gelmiş olmalı. Peki sözden önce ne vardı? İncile bakarsak hiçlik. Milyarlarca Hristiyan tarih boyunca   bu sözün arkasından gitti. “Bach’tan Önceki Sessizlik” filminin İncile uyarlanmış versiyonumuhtemelen şöyle olacaktır. Başlangıçta Bach vardı. Bach Tanrı’yla beraberdi ve Bach (Müzik için) Tanrıydı. Bach severlerin Bach’a atfettikleri tanrısallık bakımından çok tanıdık bir ifadedir bu. Bach müziğin tanrısal bir sesi olarak dünyaya gönderilmiş bir lütuftur bu anlayışa göre. Johann Sebastian Bach’ın müzikleri, hayatından fragmanlar ve geçmişle günümüz arasındaki geçişlerle örülmüş bir film Bach’tan önce sessizlik. Parlak ve zekice kurgulanmış bazı sahneleri ise Bach ve müzikseverlerin damağını çatlatma amaçlı sanki. Boş bir metroda Bach çalmaya başlayan bir çellist; karşısında bir diğeri, onun yanında biri, onun karşısında bir diğeri ve böyle s...