Kayıtlar

YENİ İNSAN YOLDAN NASIL ÇIKIYOR : TİTANE

Resim
Küçük bir çocuk için araba eğlenceden öte bir varlık değildir. Ulaşmanın çok da önemi yoktur. Önemli olan arabanın içinde olmaktır. Araba hızlı giden, ses çıkaran kocaman bir oyuncaktır çocuk için . Oysa büyükler için araba kaza yapmadan bir yerden diğerine   en kısa sürede   ulaşmak için kullanılan kimi zaman   baş belasına dönüşen bir alettir. Çocuklar eğlenirken büyükler acı çeker , istediği zaman gözünü yumup uykuya dalabilen bir çocuk için sürücünün uyumamak için müziğin sesini açması karşılıklı oyunun bir parçasına dönüşür. Cannes’daAltın Palmiye ile taçlanan Titane filmi bir arabanın içindeki baba kızla başlıyor. Çocuk ve büyük arasındaki bu algı farkı trajik bir kaza ile başka bir boyuta taşınıyor. Kazanın sebebi tam da arabanın içinde olmaya dair iki birey arasındaki uzak mesafe. Geçirdiği travma nedeniyle çocuğun yaşaması   için doktorlar kafasının içine otomobillerde de kullanılan hafif bir element olan titanyumdan bir plaka yerleştirir.   ...

ŞİFACI BİR SÜPER KAHRAMANA VE DÜNYANIN (KURTU/YOKO)- LUŞUNA DAİR

Resim
Sağlık hasta olmama hali ise şifa da huzursuz olmama halidir. Şifa sağlığı da kapsayan bir bütünlük  bir tam olma eksik bırakılmama duygusudur. Sağlık için gittiğimiz gibi şifa için de doktora gidebiliriz ama şifayı sadece doktorda değil farklı yerlerde de buluruz. Bazen bir bardak su, bazen iyi uyunmuş bir uyku, bazen içimizi ısıtan güneş ve bazen de bize dokunan bir el.   1986’nın 29 Nisan’ında Liseyi bitiriyor olmanın heyecanı iyiden iyiye sarmışken bir Cumartesi günü hep beraber taşra şartlarında ev partisi yapmıştık. Parti dediğimize bakmayın Kola fanta pasta. Bırakın cepte telefonu evde bile telefonun ekstra olduğu günlerdi. Nasıl buluşuyorduk bilmiyorum ama bir şekilde oluyordu işte. Şu gün şu saatte şurada ol. Saatin en değerli olduğu yıllar.   Partiyi hatırlıyorum ama  o günün Çernobil bulutlarının dünyaya yayıldığı gün olduğunu yıllar sonra anımsadım. Türkiye’de her daim hayat pahalı insan hayatı ucuzdu. Ş imdi kadarolmasa da 1986’da da durum ...

PRUSYA ORMANLARINDAN YAĞMUR ORMANLARINA YOLCULUK

Resim
Pandeminin hayatımıza vurduğu darbelerden biri de konserlerden uzak kalmamız oldu. Türkiye ve özelde İstanbul’un diğer nesneleri tüketim kapasitesine nazaran sanat tüketimi zaten   yetersizdi. Pandemi bunun neredeyse tamamen yok oluşu manasına geldi. İstanbul gibi metrekaresi   10 bin dolara ev satılan bir şehirde bu kadar az konser salonu olması bazı şeyleri yanlış yaptığımızın en büyük göstergesi.   İstanbul’da tam 147 AVM var. Buna karşılık dünya standardında konser salonu 2 elin parmağını geçer mi emin değilim. Üstelik bunların birazı da AVM’lerin sığıntısı şeklinde. Bu iç sıkıcı girişi aslında heyecan verici bir konser izlenimi yazısının önüne koymam haksızlık biliyorum. İlyun Bürkev’in daha İstanbul’da tek bir AVM yokken inşa edilmiş Süreyya Opera Sahnesindeki konserinin ışıltısı ile bu gri tablo pek uymuyor. Farkındayım. Yine de bu tezatın altını kalın kalemle çizmezsek geleceğe bırakacağımız dünyaya dair de   o kadar umutlu olamayız. Gülsin Onay ...

İÇKİDEN KÖTÜ NE VAR?

Resim
Alkolün ÖTV’sine %47 zam geldiği günde 2020 yapımı Türkçesi Körkütük, orjinali “Another Round”   filmini izlemek değişik bir deneyim oldu. Beylik deyimle ülkece geçmiş olduğumuz bu “zor” günlerde bir Danimarka filmi izlemek     çok da herkesin yapacağı bir şey olmasa gerek. Yine de bazen gözlerinizi ve kulaklarınızı etrafa kapayıp dünyada neler olup bittiğine şöyle bir bakmakta fayda var. Kopenhag’da bir lisede başlayan hikaye , rüya şehrin o bildik manzarasında güneşli bir yaz başı mezuniyet partisi ile bitiyor. Okulun 4 öğretmeninin kendilerince dertlendikleri   sorunlara karşı çareyi giderek artan dozda alkolde bulmalarının hikayesi anlatılıyor. Tarih, Psikoloji, Müzik ve Beden Eğitimi Öğretmeni 4 arkadaşın dertleri farklı ama çözümleri tek. Bu çözümü referans olarak gösterdikleri teori ise tamamen bir yanlış anlaşılmaya dayanıyor. Bizim Çocuk Kalbi ile tanıdığımız Edmond de Amicis’in “Şarabın   Psikolojik Etkileri” kitabına yazılan ...

DİRİLİŞ SHANGRI-LA

Resim
  Shangri-La’nın manasını anlamak için 2017 yapımı birfilmi izlemem gerekiyormuş. Aslında izlemek de kafi değil. Sonrasında araştırmak gerekti. Var olmayan bir şehirmiş   Shangri-La. İstanbul’un olanaksız bir noktasına   konuşlanan otel adını var olmayan Eldoradovari bir yerden alıyormuş. Meğerse İngiliz yazar James Hilton’un hayalgücünün eseri, “bir dünyada cennetin” adıymış bu otelin esin kaynağı. İstanbul’un en pitoresk noktasında otel kurmak yetmemiş bir de bize düşsel bir cennetin adıyla seslenmiş bu işi yapanlar. Açıkçası Shangri-La otelin gezi olaylarından sonra hayata geçtiğini biliyorum.   Bu noktaya otel kondurmanın ne denli zor olduğunu, üstelik otelin kamusal hayatı nasıl zorlaştıran bir şekilde çevresine müdahil olduğunu düşündüğümüzde yapanların   cennetle çok yakın irtbatlı olduğunu düşünmek de olası. Konu Shangri-La’ya nasıl geldi? Dünyanın bir ucundaki Çin’den İstanbul’un Beşiktaş’ına nasıl geldik anlatmak lazım. Filmimiz...

KALAMAR'IN FAYDALARINA DAİR

Resim
  Kalamar’ı kim sevmez? Ben ızgarada severim. Tavası güzel olur ama bence lezzetine varmak için sulu sulu ızgarasını yemelisiniz. Kuyruklu telefona bile hayretle bakılan çağda doğup post-truth çağına vasıl olmak her kula nasip olmaz. Ben bu açıdan kendimi şanslı sayanlardanım. Hem zevkle kalamar yiyebiliyorum hem de insanlığın son 45 yılda yaşadığı akıl ötesi serüvene birinci elden şahidim. Yine de insan aklının yaratıcılığının sınır tanımazlığına şahit olmak için bu defa Kalamar’ın Izgarasına yada Tavasına değil Oyununa denk geliyoruz. Claude Levi-Strauss’un yapısalcılık teorisinde “her davranış, her gelenek, her dini pratik, her inanç, en anlaşılmayanları, en doğaüstü görünenleri dahi dünyasal sebepler taşır” . Ve   “İlk insan ile bugünkü insan arasında temel anlamda farklılık olmadığı gibi bu benzerliğin keşfedilmesi sonucunda da insan denen mefhumun müphemliğinin büyük oranda giderilebilmesi de sağlanır” denir. Özetle yapısalcı bir bakışta insan değişmez araç...

DOPİNG SADECE SPORDA MI OLUR?

Resim
  Hayatta kendimi gerçekten iyi hissettiğim anlar arasında kocaman bir yokuşun tepesine bisikletle tırmanıp oradan aşağıya kendimi bırakmak en önde gelir. Bisikletle yokuş çıkmak ne kadar zorsa da bunu profesyonel bisikletçilerin yapışına şahit olmak bir o kadar görkemli ve hayret vericidir. Sıradan fanilerin; yani bizlerin ancak düz yolda yaptığımızda sevindiğimiz hızları az ve orta eğimde yapar bu insan ötesi varlıklar. Daha da dik “katır bayıltan” yokuşları ise sizin ancak bisikleti sırtınıza alarak yada 50 metrede bir durarak yapabileceğinizin çok ötesinde hızlarla tırmanırlar. İnsanın kendi enerjisini kullanarak ilerleyebildiği tek ulaşım aracı olan bisikletin özellikle yokuşlarda, dağlarda bu akıl ötesi yolculuğunu hep heyecanla izlerim. Bisiklete dair bundan önce iki yazı kaleme almış ve hayat ile bisiklet sürmek arasındaki koşutluğun altını kalın kalemle çizmeye çalışmıştım. Bisikletin hayata dair söyleyeceği sözlerin en ilginci ise 21. Yüzyılın belki de en un...