Kayıtlar

DİRİLİŞ SHANGRI-LA

Resim
  Shangri-La’nın manasını anlamak için 2017 yapımı birfilmi izlemem gerekiyormuş. Aslında izlemek de kafi değil. Sonrasında araştırmak gerekti. Var olmayan bir şehirmiş   Shangri-La. İstanbul’un olanaksız bir noktasına   konuşlanan otel adını var olmayan Eldoradovari bir yerden alıyormuş. Meğerse İngiliz yazar James Hilton’un hayalgücünün eseri, “bir dünyada cennetin” adıymış bu otelin esin kaynağı. İstanbul’un en pitoresk noktasında otel kurmak yetmemiş bir de bize düşsel bir cennetin adıyla seslenmiş bu işi yapanlar. Açıkçası Shangri-La otelin gezi olaylarından sonra hayata geçtiğini biliyorum.   Bu noktaya otel kondurmanın ne denli zor olduğunu, üstelik otelin kamusal hayatı nasıl zorlaştıran bir şekilde çevresine müdahil olduğunu düşündüğümüzde yapanların   cennetle çok yakın irtbatlı olduğunu düşünmek de olası. Konu Shangri-La’ya nasıl geldi? Dünyanın bir ucundaki Çin’den İstanbul’un Beşiktaş’ına nasıl geldik anlatmak lazım. Filmimiz...

KALAMAR'IN FAYDALARINA DAİR

Resim
  Kalamar’ı kim sevmez? Ben ızgarada severim. Tavası güzel olur ama bence lezzetine varmak için sulu sulu ızgarasını yemelisiniz. Kuyruklu telefona bile hayretle bakılan çağda doğup post-truth çağına vasıl olmak her kula nasip olmaz. Ben bu açıdan kendimi şanslı sayanlardanım. Hem zevkle kalamar yiyebiliyorum hem de insanlığın son 45 yılda yaşadığı akıl ötesi serüvene birinci elden şahidim. Yine de insan aklının yaratıcılığının sınır tanımazlığına şahit olmak için bu defa Kalamar’ın Izgarasına yada Tavasına değil Oyununa denk geliyoruz. Claude Levi-Strauss’un yapısalcılık teorisinde “her davranış, her gelenek, her dini pratik, her inanç, en anlaşılmayanları, en doğaüstü görünenleri dahi dünyasal sebepler taşır” . Ve   “İlk insan ile bugünkü insan arasında temel anlamda farklılık olmadığı gibi bu benzerliğin keşfedilmesi sonucunda da insan denen mefhumun müphemliğinin büyük oranda giderilebilmesi de sağlanır” denir. Özetle yapısalcı bir bakışta insan değişmez araç...

DOPİNG SADECE SPORDA MI OLUR?

Resim
  Hayatta kendimi gerçekten iyi hissettiğim anlar arasında kocaman bir yokuşun tepesine bisikletle tırmanıp oradan aşağıya kendimi bırakmak en önde gelir. Bisikletle yokuş çıkmak ne kadar zorsa da bunu profesyonel bisikletçilerin yapışına şahit olmak bir o kadar görkemli ve hayret vericidir. Sıradan fanilerin; yani bizlerin ancak düz yolda yaptığımızda sevindiğimiz hızları az ve orta eğimde yapar bu insan ötesi varlıklar. Daha da dik “katır bayıltan” yokuşları ise sizin ancak bisikleti sırtınıza alarak yada 50 metrede bir durarak yapabileceğinizin çok ötesinde hızlarla tırmanırlar. İnsanın kendi enerjisini kullanarak ilerleyebildiği tek ulaşım aracı olan bisikletin özellikle yokuşlarda, dağlarda bu akıl ötesi yolculuğunu hep heyecanla izlerim. Bisiklete dair bundan önce iki yazı kaleme almış ve hayat ile bisiklet sürmek arasındaki koşutluğun altını kalın kalemle çizmeye çalışmıştım. Bisikletin hayata dair söyleyeceği sözlerin en ilginci ise 21. Yüzyılın belki de en un...

AYAKKABININ VE AİLENİN BAĞLARI

Resim
    Aileyi bir arada tutan bağlar nedir? Bu bağların ayakkabı bağı ile ilgisi var mıdır? Bu iki sorunun yanıtını bulmak için 2020 yapımı bir   İtalyan filmini izlemek gerek. Napoli’de sadece 40 yaş üstündekilerin anlayabileceği dönemlerde yani   1980’lerin başında başlayıp günümüze taşan hikaye aile ve ayakkabı bağlarından bahsediyor. Aile bağları ile ayakkabı bağlarından hangisi daha güçlü diye soracak olursanız cevap tereddütsüz ikincisi. Aslında bağ sadece ayakkabıda olur diye de ifade etsek yanlış olmaz. Aile bireyleri arasında bağ aramak   nafile aslında. Aile bağları görünmezse işe yarıyor. Görünmez bağlar en güçlü olanlar değil mi zaten? Film bize o muhim soruyu soruyor : İnsan neden aile kurar? Ardından soruları genişletiyor :   Hadi kurdu diyelim neden devam ettirir? Ailenin kurulma nedeni     basit. Genç insanların birbirine duyduğu ilginin toplum nezdindeki var oluşunu meşrulaştırmaya   kısaca aile deniyor. Aile ön...

MEVLANA NORVEÇ’TE

Resim
5 milyar yaşında bir güneş sisteminin içinde azami 80-100 sene yaşayan akıllı bir varlığın en ağır zaafını devlet, din , aile ve bilumum toplumsal yapılar çoktan keşfetmiştir aslında. İnsanın varoluşsal dertlerinin en büyüğü suçluluk duygusudur. İyi davranırsak iyi vatandaş olur, cennete gideriz, ailemiz bizi çok sever, işimizde ve çevremizde başarıya ulaşırız. Kötülüğü bırakın yapmayı aklımıza bile getirmemeliyiz.Zaten insanın en büyük yargıcı vicdanı değil midir.Hal buysa kötülüğü düşünmemiz bile kafidir cezayı yememiz için.  Peki iyi nedir? Kötü nedir?Buna kim karar verecek?  Çağlar boyunca iyinin hegemonyasını eline alan hakim güç insanı iyiye tabi tutmak için elinden geleni ardına koymamıştır. Tabii ki insanın o meşhur tarım devriminden sonra kurduğu düzenden bahsediyoruz. Köyler, kasabalar, şehirler, prensler, krallar, padişahlar, şeyhler, rahipler, papalar . İlkel komününden yani köyünden çıkan insanın sınıflı topluma adım atmasıyla dönmeye başlayan çark tarihin s...

EĞLENCESİNİ KAYBETMEYEN ÜLKE OLMAK

Resim
Çok da hoşlaşmadığım Cüneyt Özdemir kitabının başlığıydı Eğlencesini Kaybeden Ülke. Onun Türkiye’nin son yıllarda başına geleni tarif ederken kullandığı bu kavram Tony Gatlif’in 2017 yapımı filmi DJAM (Aman Doktor)’ı izlerken aklımdan bir an olsun gitmedi.   Masal gibi anlatılan ve kendini prenses sanmayan hafif çatlak bir kızın (Djam) Yunanistan -Türkiye-Yunanistan hattındaki hikayesi başta biraz turistik ögeler barındırsa da giderek ciddileşen ve hayata dair söyleyecek çok şeyi olan bir seyirlik. Yunanistan ekonomik kriz kitabının tam da ortasından bahseden hikayeyi 2021 Türkiye’sinde izlerken ister istemez bugün ülkede yaşanan ekonomik sorunlarla bağ kuruyorsunuz. Her ne kadar dolarla maaş almasak da dolarla hammadde alanların her şeyin fiyatını uçurduğu bir dönemdeyiz. Böyle bir dönemde Yunanistan krizine dair bir filmi izlemek insana ister istemez bir yaşanmışlık ve ayna hissi veriyor. Bir tarafta da göçmen krizi tüm ağırlığı ile sürmektedir Midilli’de. Tıpkı biz...

NEO LİBERALİZMİN DANSI : ÇİRKİN SOKAKLAR-GÜZEL EVLER

Resim
Putin’e atfedilen sözdür. Gürcülerin bizim için dans edecekleri günler yakındır. Rusya’nın demir yumruğuyla ezilen Gürcistan’a dair bu oldukça aşağılayıcı tanımlama Sovyetler Birliği döneminde, Birliği oluşturan Cumhuriyetlere verilen görevlerden Gürcülere düşene dair bir gönderme aslında. Koskoca SSCB’yi eğlendirerek geçen   uzun yıllardan sonra elde ettiği bağımsızlığın özgüveni ile Rusya’ya kafa tutan Gürcistan’ın başına gelenler hafızalarda taze olmalı.. Ama konumuz Uluslararası İlişkiler değil. Yine de imaj bazen susuzluğun da önüne geçer. Uzun yıllar boyunca birliği eğlendiren Gürcülerin kanına işlemiş olsa gerek müzik ve dans. Bizim buralarda Kafkas diye bildiğimiz oyunların alasından söz ediyoruz. Kafkas dağlarında bir ülkeniz varsa Kafkas oyunlarını en iyi sizin   oynamanızdan daha doğal ne olabilir zaten. İsveç’te doğmuş bir Gürcü ve ana dili gibi Türkçe konuşan Levan Akin’in filmi “ Ve Sonra Dans Ettik” i izlerken filmin anlattıklarından bağımsız bu ka...