Kayıtlar

Hepimiz Aynı Dövüş Kulübündeyiz

Resim
2000’lerin şafağında , milenyumdan tam 1 yıl önce dünyayı sarsan Fight Club/Dövüş Kulübünün unutulmaz repliklerinden biridir; “Bana vurabildiğin kadar sert vur” Tüketim toplumunun henüz internet olanakları bu denli artmamışken resmini çeken filminin yine bir diğer unutulmaz karesinde “Sahip olduğun şeyler sonunda sana sahip olur” diyerek, endüstri devriminden bu yana baş döndürerek dönüşen dünyayı tanımlar film. Edward Norton ve Bradd Pitt’in unutulmaz performansı ile zihinlere yazılan Dövüş Kulübü bütün anlattıklarının ötesinde hayatın önemsizliğine dair alegorisini de şu cümleyle zihinlere kazır : “Özel değilsin, güzel falan da değilsin, dünyadaki biricik kar tanesi de değilsin,  bütün diğerleri gibi çürüyen, yok olmaya programlı organik maddenin tekisin” Dünya Kafes Dövüş Şampiyonu Murat Kazgan’la tesadüfi bir sebeple tanıştığımda aklıma gelen bu kült film oldu doğal olarak. Çıplak elle, korumasız ve kuralsız biçimde iki insanın başka insanların önünde kavga ettiği b...

HAYATIN DERSLERİ

Resim
HAY ATIN  DERSLERİ Bir toplantıya hazırlıksız çıktığınız hiç oldu mu? Eminim bir çok kez. Karşınızdaki gözler sizi izler ve siz neredeyse hiç bilmediğiniz yada çok az bildiğiniz bir konuda dert anlatmak zorundasınızdır. Burada karşınızdakiler konudan az çok haberdar ve bilgili ise olacak netice az çok bellidir. Bir süre kıvırırsınız ama karşıda konuyu sizden daha iyi bilen bir dinleyici muhtemelen bu acıya son verir. İkinci şıkda ise acı sürekli hal alır. Karşınızda sizden daha az bilgili bir grup/kişi vardır ve siz bu sefer blöfe başlarsınız. Şansınızı denersiniz. Bazı durumlarda işe yarar bu taktik ve en az hasarla kurtulabilirsiniz bu müşkül durumdan. Pandemi kısıtlamasında izlediğim bir filmde Nazi Toplama Kampında ölümden kurtulmak için kendisini İranlı olarak gösteren Yahudi mahkumun hikayesini izlerken iş hayatında karşılaşılması olası bu tuhaf hal geldi aklıma. Tabii ki tesadüfen eline geçirdiği Farsça bir kitabın arkasına saklanarak bu yalanı kurgulayan mahkumu...

HAYATI YÖNETMEK

Resim
Herbert von Karajan'ı tanımayan yoktur. Salzburg'u bir festival kenti olarak var eden; Berlin Filarmoni orkestrasını 2.Dünya Savaşının ardından dünyanın en seçkin müzik topluluğuna dönüştüren bu maestro'nun dünyaya bıraktığı iz yıllar geçse de silinmeyecek bir niteliktedir. Karajan'ın bu büyük bilinirliğini sağlayan hiç kuşku yok;yönettiği efsanevi konserlerde sergilediği performanstır. Klasik müzik dünyasının en bilinen ölümsüz bestecilerinin eserlerini ustaca yorumlayan orkestralar hep onun bagetinin önünde çalmışlardır. Ya Simon Rattle!;Bu kıvırcık saçlı, yaşlanan, ama hep genç kalan adam İngiltere'nin sıradan bir orkestrasını; Birmingham'da zirveye çıkarmış, kendisi de bunun peşinden zirveye;yükselmiştir.  Londra Senfoni Orkestrasının en başındaki kişi olmuş ve sonrasında Berlin'de Karajan'ın koltuğuna oturmuştur. Şimdilerde sevimli yüzüyle çok bilinen bir diğer şef ise Gustave Dudamel’dir. Venezuella gibi pek de klasik müzikle;özdeşleşmeyen bir co...

İŞ FİKRİNİZ MASUM MU

Resim
  Bir iş fikrinin sınırı olmalı mı? Bu soruya hayır demek inovasyona insan zekasına ihanet gibi görülebilir. İşler sosyolojik gerçekliklere dayanır. Dünyanın en karmaşık ve en büyük yatırımları dahi neticede bireylerin ihtiyaçlarını giderir.   Tarihte yapısalcılık kuramının en önemli kurucusu olan Levi-Strauss’a göre insan ihtiyaçları sadece şeklen değişir. Dolayısıyla bundan 1000 sene önce yaşamış bir insanın ihtiyaçları ile günümüz insanının ihtiyaçları birebir aynıdır. Ama bunların giderilmesinde  yöntemler değişir. Toplumların organizasyon yapısı karmaşıklaşır ve birey giderek bu karmaşık yapıda otoriteler karşısında çaresizlik içine düşer. Üstelik insanlık tarihinin kadim bir parçası olan kötülük duygusu da varlığını muhafaza eder. Levi Strauss’a değişmeyen insan hali konusunda hak versek de değişen temel trendler vardır. İnsanın doğumdan ölüme yolculuğunda en güçsüz olduğu 2 dönemi vardır. Bunlar yolculuğun başı ve sonudur. Her iki döne...

O FORTUNA

Resim
  İdealleriniz yada arzularınız için nelerden vazgeçersiniz? Hangi fedakarlıkları yaparsınız? Sonuçta  ideallerin herhalde daha iyi yaşam şartları, daha üst kariyerler, daha iyi sosyal bağlar ve bağlantılar olduğuna dair tereddüt duymayız. Yine de hepimiz etten kemikten insanlarız ve bütün bunları yine de kendimizin ve en yakın bildiklerimizin mutluluğunu , huzurunu artırmak için istemiyor muyuz. Maddi ve materyal ödüller bizi daha iyi olanaklara kavuşturacak, hayatımızı kolaylaştıracak ve sonuçta bunları paylaştıklarımız için de işler daha umutlu olacak. Dolayısıyla idealler hiçbir zaman kendi başına bir hedef değil, bu bir şekilde daha başka hedefleri de içeren sonsuz bir süreç. İdeale ulaşmak tabi ki önemli ama bu uğurda harcanan çaba belki bundan daha da önemli. Her şeyden önce rol model olarak etrafımıza sunduğumuz örnek olma halini azımsamamak gerek. Bizim çabamız öncelikle bize en yakın olanlarda ama halka halka genişleyecek şekilde daha da büyük bir çerç...

HAYATIN VE YOLLARIN YOKUSLARINA DAİR

Resim
  Bisikletle ilk çıktığım yokuş Kayışdağı idi. Bir grup gezisinin parçası olarak yaptığım bu ilk tırmanıştan anımsadığım bir daha asla yokuş çıkmayacağıma dair karardı. Sonrasında uymadığım bu kararın tam tersine İstanbul’da bir çok yokuşu çıkmayı başardım. Beşiktaş Yıldız’dan Tepebaşına, Çamlıca’dan Yoros Tepesine, Polonezköy’den Rumelifenerine. İstanbul dar gelince Yalova’nın, İznik’in, İzmit’in , Karabük’ün dağlarında irtifaları aştım. Korona denilen musibetin ülkemizdeki tuhaf yönetim tarzının yol açtığı “çok şey serbest egzersiz yasak” uygulamaları nedeniyle 2021’de hala siftah yapamasam da ilk yokuşumu tırmandığım günden bu yana çıkabildiğim yokuş 100.000 metreyi yani 100 km’yi aşmış. Strava uygulamasının sayesinde takip ettiğim bu istatistik , bisikletle yokuş çıktığım son 7 yılda Ağrı Dağına 20 kere tırmandığım manasına geliyor. Yada daha farklı ifade edersem eğer mümkün olsaydı sadece kendi kaslarımın yardımıyla Atmosferin Mezosfer denilen 3. Katının hemen hemen yarıs...

HERKES BU KADAR YALNIZKEN HERKES NEDEN BU KADAR YALNIZ

Resim
  İsviçre’nin medeniyetle örülü şehri Zurih’te geçiyor hikaye. Hemen her şeyin kurallarla örüldüğü şehirde biraz kuralsız bir adamın peşindeyiz. Görevi insanların özel hayatlarını araştırıp, merak eden müşterilerine bilgi vermek. Elinde arkaik bir video kamera ile eşini aldatan bir adamın ardında buluyoruz onu. Aynı anda kaybettiği babasının ölüm prosedürünü tamamlamak için bürokratik işlemlerin peşinde… Babasının piyano çaldığı anlar, dedektiflik faaliyetleri ile aynı kamerada kayıtlı. Araya çocuk hayvanat bahçesinde çekilmiş görüntüler karışıyor. Bir koyunun yüzü babası ile iş malzemesini birbirine bağlıyor. Öte yanda temas ettiği herkese soğuk. Kimseyle bırakın konuşmayı, çalan kapısını bile açmıyor. Yalnızlık onun içine işlemiş gibi. Üstündeki Yalnızlık elbisesini kimse için çıkarmak istemiyor. Bütün bu yalnızlık senfonisinin içinde kırılganlığı ülkesinin standardına pek uymayan kuralsızlığında. Bindiği belediye otobüsünde içki şişesinin içinde yuvarlanması ona pahalıya ma...