Kayıtlar

BAHAR İSYANCIDIR

Resim
  6 Şubat Depremi ile yıkılan 10 şehrin neredeyse tamamının meydanlarında sokaklarında el arabası ile meyve satan seyyar satıcılara rastlarsınız. Güneydoğu’nun bereketi ile tarlalardan fışkıran meyveler ister karpuz gibi kocaman     ister kayısı gibi minnak olsun seyyar satıcılara hayatlarını kazanmak için bir şans verir. Dünya denen kürenin güneyinde eğitimden ve sosyal adaletten nasibini az alan coğrafyalar için seyyar satıcılık önemli bir iş ve ekmek kapısı olagelmiştir. Muhammed Buazizi 27 yıllık kısa hayatının tamamını yoksulluk içinde geçiren Tunuslu bir seyyar satıcıydı. Onun, bu mütevazi işi bile yapması için ondan rüşvet bekleyen bir sisteme katlanma eşiği bir Aralık günü doldu. O gün hayatını sürdürmek için tek bildiği   işini bile yapamadığını anlamıştı. Kendini ateşe verdi ve ağır yaralandı. 18 gün hayat mücadelesi verdikten sonra hastanede öldü. Muhammed kendini yakmamıştı. Muhammed aslında Kuzey Afrika’dan Ortadoğuya kadar çok geniş bir coğrafya...

WE ARE ALL IN SAME FIGHT CLUB

Resim
It was one of the unforgettable quote of Fight Club that shook the world at the dawn of the 2000s, exactly 1 year before the millennium; ”Hit me as hard as you can" In another unforgettable frame of this film, which took   picture of the consumer society while the Internet possibilities had not yet increased so much The quote was  “The things you have will eventually own you”, the film describes the world that has been transformed  insanely  since the industrial revolution. Fight Club, remembered  on the minds with the unforgettable performance of Edward Norton and Brad  Pitt, engraves its allegory  with the following sentence beyond all its narratives : “You are not special, you are not beautiful, you are not the only snowflake in the world, you are just a rotting organic matter programmed to disappear like all the others.” Naturally, this cult movie came to my mind when I met the World Cage Fighting Champion Murat Kazgan for a random reason. I h...

EUROPA 2023: KAOS YENİ(DEN) BAŞLIYOR

Resim
  20.yüzyıl afili millenyumda yani 2000’de bitmemişti. Asıl bitiş yılı 1991’di. 1991 : 20.yüzyılı önceki tüm zamanlardan farklı kılan ve 2. Dünya Savaşından hemen sonra başlayan müthiş dönüşümün geri dönmemek üzere kırıldığı yıldı. 1945-91 arasında dünyanın yaşadığı garip ve tarifsiz ruh halinin izleri 1991’den sonra yavaş yavaş silindi. Lars Von Trier Europa’yı bu izler henüz taptaze iken çekmişti. Hatta izlerin pek çoğu daha bugünkü şeklini bile almamıştı. Europa o   zaman da hak ettiği ilgiyi görmüş belki de Lars Von Trier’i   her   ne olabildiyse o olması için desteklemişti. Savaş sonrası Avrupa’nın ruhunu tren yolculukları ve yıkıntılar arasından anlatan, kafa karışıklıklarının derinliklerini ölçen bu film için ilave tek bir cümle edebilmek ancak onu yeterince uzun zaman sonra tekrar izlemekle mümkün olabilir. 2023 bunun için uygun bir zaman mı? Soğuk Savaş bittiğinden beri neredeyse ilk defa soğuk savaş taraflarını eski günlerdeki kamplarına yakın nok...

EFSANELER ŞEKİL DEĞİŞTİRİR

Resim
  ABD’nin 1899 yılında patent işlerinden sorumlu dairesinin başkanı olan Charles Duell kendisine haksız olarak atfedilen     bir sözle anılır. Aslında onun söylediği söz 20.yüzyıl başlarken gerçekleşen icatların nasıl büyük bir dönüşüme imza attığına dairken bu sözü mizahla karıştıranlar “Yapılacak icatların tamamı yapılmıştır . İcat edilecek bir şey kalmadı diyerek sözü çarpıtırlar” Sonuçta sözün mesuliyeti Bay Duell’e kalsa da sonuç değişmez. İnsanlık tarım devrimini gerçekleştirdiği 10 bin yıl öncesinden ve belki ondan da önce başlayan icat yapma serüvenini 20 .yüzyıl boyunca zirveye çıkarmıştır. İnsanoğlunun icat edemediği çok az şey kaldı. Özellikle dijital devrimle ve iletişimin yaşadığı dönüşümle beraber dünya bambaşka bir yere dönüştü. 1988 yazındaTeksas’ta yangınlardan yorulmuş ormanda yol çizgisi yapan iki işçininhikayesini anlatan Prince Avalanche’ı izlerken bu teknolojik dönüşümün etkilerini tüm derinliğiyle hissediyorsunuz. Aslında değişimin uğramadı...

PARKTAKİ İNSAN FAKTÖRÜ VE 1844 EL YAZMALARININ ÖNEMİ

Resim
  Günün erken bir saatinde mahalle parkında tek başına maskeyle yürüyüş yapan adamın kafasından ne geçiyor olabilir? Kovid’in havadaki partiküllerden bulaştığı konusunda izlediği haberlerden etkilenmiş olması kuvvetle muhtemel olmalı. Park çok büyük olmasa da miskin köpekler dışında kimse yokken bile kendini maskeyle sağlama alacak kadar sağlığına düşkün birinin sportif olmasına da şaşmamak lazım. O zaman da bu mütevazi parkı değil çok daha farklı spor yapma alternatiflerini değerlendirmesini beklersiniz. Dünyayı etkileyen pandemi fiziksel bir hastalık olsa da dünyanın ne denli güvensiz olduğuna dair inancın da kendi çapında bir pandemi olduğunu söylemek yanlış olmaz. İnsanlar Marx’ın meşhur “zincirlerinden” başka kaybedecek şeyleri olduğuna olan inançlarıyla kendi alanlarını ve bütünlüklerini korumaya daha çok önem verir hale geliyorlar. İnsanı parkta tek başınayken bile maskeyle dolaşmaya ikna eden motivasyonun temel içgüdü olduğunu düşünmeme yol açan tabii ki Sharon St...

NAPOLİLİ MARTİN EDEN

Resim
Bir filmi   eve benzetecek olursak hikaye dış duvarları , oyunculuk çatıyı, sinema dili ise çevre düzenini oluşturur diyebiliriz. Uyarlama senaryolar ev için hazır duvarların gelip yerleştirilmesi demek olur bu durumda.  Başarılı , tanınmış, çok satan kitapların filme uyarlanması bu yüzden maça 1-0 avantajla başlar. Maçın sonucunu ise sinema dili ve oyunculuk belirler. Martin Eden’i 1900’lerin başı Amerikasından 1950’lerin ortası  İtalya’ ya taşıyan film sağlam duvarları ,sinema dili ve oyunculukla filmi Napoli’nin güneşli yüzünde bir villaya çevirmeyi başarıyor desek abartmış olmayacağız bu yüzden. Ama Napoli’nin tabii ki sadece güneşli villaları değil gölgeli metruk sokaklarındaki yoksul evleri de filmin hikayesinde yerini alıyor.Jack London’un bir hikayesinde yoksulluktan söz etmemek, mücadele eden insanlara yer vermemek akla gelemez zaten. Jack London Türkiye’de de iyi tanınan, eserleri eğitim sisteminin bir parçası haline gelebilmiş bir yazar. Modernizmin şafağ...

DOĞUNUN VAADİ SEVGİSİZLİK

Resim
Eastern Promises Londra’da  geçen Rusya temalı bir Amerikan filmiydi. Onu izleyip yazdıktan hemen sonra Moskova’da geçen Rusya’ya dair bir film izlemek heyecan verici oldu benim için. Cronenberg’in filminden tam 10 yıl sonra çekilmesi zamanda yolculuğa dair beklentilerimi artırmıştı. Putin iyiden iyiye yerine yerleşmişken dünya ile çatışmalar da artarak devam etmektedir. 2017’de çekilse de asıl hikayesi 2012’ye tarihlenen en sonunda biraz zamanı ileri sararak  yine 2017’de bize veda eden bir film Loveless/Sevgisiz. Sondan başlarsak tam da Ukrayna ile itişmelerin yoğunlaştığı Doğu Ukrayna yani Donbass bölgesinin kana büründüğü bir dönemin resmiyle sona eriyor film. İlk anda filmin tamamı ile bir çelişki gibi görülebir bu durum Toplumsal olana yada siyasal olana dair neredeyse hiçbir şey söylemiyor bu en son birkaç dakikaya kadar.  Bir aile hikayesi izliyoruz. Dağılmış bir ailenin son anlarına yetişiyoruz. Çekici anne, Beyaz yakalı koca ve yalnızlığının içinde hapsedilmiş b...