Kayıtlar

KÖPEĞİN GÜCÜ YOK

Resim
 ASLINDA “KÖPEĞİN GÜCÜ” YOK Bir filmi anlamak için filmin son sahnesini beklemek çok da şaşırtıcı değildir. Filmleri son sahnesine kadar merak içinde izler ve sonunda çözülen hikaye ile kendinize bütün sorulara cevap bulmanın gururunu yaşatırsınız. Campion’un Power of Dog’u da son saniyesinde hikayesinin bütününü aşikar eden bir film.  Filme adını veren “köpeğin” İncil’in 22.Mezmur’undan kafasını çıkarması ile zaten bütün açıklığıyla resmedilen tablo bir de anlatıya, söze ve kanıta dökülüyor. Kadın cinayetleriyle, çocuk cinayetleriyle, çocuk gelinlerle , homofobiyle yoğrulmuş 2022 Türkiye’si için Power of Dog  bir filmden çok ötesi. Belki de bir ana metin , anayasa hükmünde. Abartılı güzellikte sinematografi,  müthiş bir görsellik, akıl durduran doğa bu filmin yanıltıcı özelliği aslında. Filmi izlerken bütün bu şaşaalı görsellikle başınız dönüyor, hayranlık içinde bir film bu kadar mı güzel çekilir diye kendi kendinize sorup duruyorsunuz. Oyunculukların da  kusu...

BENEDETTA : MODERN ÖNCESİ NE DEMEKTİR? NE İŞE YARAR?

Resim
  Eski topluma dair ne anlatırsanız anlatın   bugünün yargıları ile değerlendirmeyin. Modern öncesi toplumun bireyleri dünyanın neresinde olursa olsun benzer insanlardı. Teknolojiye ulaşımları arasında fark neredeyse yoktu. Konforları farklı da olsa, yedikleri, içtikleri, ulaşım için kullandıkları her şey birbirinin üç aşağı beş   yukarı aynısıydı. Moderniteyi tek cümle ile tanımlamak gerekirse insanların teknoloji ile olan ilişkisi demek yerinde olacaktır. Çok iyi at yada   çok kötü at arasındaki farkı özel jet ve metrobüs ile mukayese edin mesela. Bu girizgahı yapma nedenim özellikle bizim toplumumuzda modern öncesi dönemi bugünün değer yargılarıyla yargılayıp taraf tutanların kahir ekseriyette yada kahir gürültüde olmasıdır. Modernite öncesinde olup biten her şeyi bugünün kriterleri ile ele alıp siyaset yapan başta Türkiye Sağının   hemen tamamının maluliyeti budur. Yazık ki Türkiye’nin soğuk savaş döneminde iki kutuptan birine yanaşma adına tüm v...

JULIETA: ACILAR VE AYAKTA KALAN İNSANLAR

Resim
Bir Pedro Almodovar filmini 3 kilometreden tanırsınız. Kadınların başrol erkeklerinse yardımcı karakter olduğu filmlerdir çoğunlukla.  Kadınların o kadar çok işi vardır ki hiçbir zaman hayatta başrolü alamazlar. Malum her başarılı erkeğin arkasında durmaktır onların asli  işi (!) Almodovar ise en azından filmlerini kadınların üzerine kurarak bu dengesizliğe ufak da olsa müdahale eder hep.  3 erkeğin uzun aralıkla öldüğü filmin kadınları  geride kalmanın zorlukları ile baş etmek zorundalar. Filme adını vere Julieta’nın hayatı hiç tanımadığı, çok iyi tanıdığı ve uzaktan tanıdığı 3 erkeğin trajik ölümleri ile şekillenir.  İspanya’nın 3 farklı bölgesine yayılan filmin çokça acılı ama bir o kadar da ışıltılı bir seyirlik olduğunu söylemek  gerek.  Endülüs, Galiçya ve Madrid’de geçen hikayenin  merkezinde İspanya’nın doğası, güneşi, yağmuru , yemekleri ile beraber gayet kendinden emin insanları var.   Madrid’in geniş sokakları, Endülüs’ün güneşe d...

OBITUARY : (ANMA YAZISI) İSMAİL DÖNMEZ

Resim
Ölürse ten ölür canlar ölesi değil sözünü çok severim. Özellikle hayatın doğal akışının bir sonu olmasını da gayet yerinde bulurum.  Sonsuza kadar yaşayacağımızı bilseydik eminim hayat daha sıkıcı hale gelirdi. Özellikle hastalık yada yaşlılık sebebiyle hayattan tamamen elini eteğini çeken insanların ölüm haberlerini hep bu gözle düşünürüm. O insanlar için ölüm aslında sadece formaliteden ibaret bir süreçtir. Onlar belleklerimize kazınan halleri ve hikayeleri ile giderek uzaklaşan bir berraklıkla da olsa hiç unutulmayacak ve daha uzun süre anımsanacaktır. İsmail Dönmez’in 32 yıl Kastamonu Abdurrahman Paşa lisesi müdürlüğü yapması çok az şeyle karşılaştırılabilecek bir vakıa olarak tarihte yerini almıştır. 1976’da mezun olanlar 1959’da doğmuştu, 2008’de mezun olanlar ise 1991 doğumlulardı.  Tam 3 kuşak ve ilave 2 yıl Kastamonu Liseliler İsmail Dönmez’in o meşhur “Çığnarın” nidasını kulaklarında duyarak eğitim hayatlarının en mühim 3 senesini idrak etti. İsmail Hoca’...

YENİ İNSAN YOLDAN NASIL ÇIKIYOR : TİTANE

Resim
Küçük bir çocuk için araba eğlenceden öte bir varlık değildir. Ulaşmanın çok da önemi yoktur. Önemli olan arabanın içinde olmaktır. Araba hızlı giden, ses çıkaran kocaman bir oyuncaktır çocuk için . Oysa büyükler için araba kaza yapmadan bir yerden diğerine   en kısa sürede   ulaşmak için kullanılan kimi zaman   baş belasına dönüşen bir alettir. Çocuklar eğlenirken büyükler acı çeker , istediği zaman gözünü yumup uykuya dalabilen bir çocuk için sürücünün uyumamak için müziğin sesini açması karşılıklı oyunun bir parçasına dönüşür. Cannes’daAltın Palmiye ile taçlanan Titane filmi bir arabanın içindeki baba kızla başlıyor. Çocuk ve büyük arasındaki bu algı farkı trajik bir kaza ile başka bir boyuta taşınıyor. Kazanın sebebi tam da arabanın içinde olmaya dair iki birey arasındaki uzak mesafe. Geçirdiği travma nedeniyle çocuğun yaşaması   için doktorlar kafasının içine otomobillerde de kullanılan hafif bir element olan titanyumdan bir plaka yerleştirir.   ...

ŞİFACI BİR SÜPER KAHRAMANA VE DÜNYANIN (KURTU/YOKO)- LUŞUNA DAİR

Resim
Sağlık hasta olmama hali ise şifa da huzursuz olmama halidir. Şifa sağlığı da kapsayan bir bütünlük  bir tam olma eksik bırakılmama duygusudur. Sağlık için gittiğimiz gibi şifa için de doktora gidebiliriz ama şifayı sadece doktorda değil farklı yerlerde de buluruz. Bazen bir bardak su, bazen iyi uyunmuş bir uyku, bazen içimizi ısıtan güneş ve bazen de bize dokunan bir el.   1986’nın 29 Nisan’ında Liseyi bitiriyor olmanın heyecanı iyiden iyiye sarmışken bir Cumartesi günü hep beraber taşra şartlarında ev partisi yapmıştık. Parti dediğimize bakmayın Kola fanta pasta. Bırakın cepte telefonu evde bile telefonun ekstra olduğu günlerdi. Nasıl buluşuyorduk bilmiyorum ama bir şekilde oluyordu işte. Şu gün şu saatte şurada ol. Saatin en değerli olduğu yıllar.   Partiyi hatırlıyorum ama  o günün Çernobil bulutlarının dünyaya yayıldığı gün olduğunu yıllar sonra anımsadım. Türkiye’de her daim hayat pahalı insan hayatı ucuzdu. Ş imdi kadarolmasa da 1986’da da durum ...

PRUSYA ORMANLARINDAN YAĞMUR ORMANLARINA YOLCULUK

Resim
Pandeminin hayatımıza vurduğu darbelerden biri de konserlerden uzak kalmamız oldu. Türkiye ve özelde İstanbul’un diğer nesneleri tüketim kapasitesine nazaran sanat tüketimi zaten   yetersizdi. Pandemi bunun neredeyse tamamen yok oluşu manasına geldi. İstanbul gibi metrekaresi   10 bin dolara ev satılan bir şehirde bu kadar az konser salonu olması bazı şeyleri yanlış yaptığımızın en büyük göstergesi.   İstanbul’da tam 147 AVM var. Buna karşılık dünya standardında konser salonu 2 elin parmağını geçer mi emin değilim. Üstelik bunların birazı da AVM’lerin sığıntısı şeklinde. Bu iç sıkıcı girişi aslında heyecan verici bir konser izlenimi yazısının önüne koymam haksızlık biliyorum. İlyun Bürkev’in daha İstanbul’da tek bir AVM yokken inşa edilmiş Süreyya Opera Sahnesindeki konserinin ışıltısı ile bu gri tablo pek uymuyor. Farkındayım. Yine de bu tezatın altını kalın kalemle çizmezsek geleceğe bırakacağımız dünyaya dair de   o kadar umutlu olamayız. Gülsin Onay ...