Ana içeriğe atla

Türk filmlerinin unutulmaz senaryoları

 

 

Türk filmlerinin unutulmaz senaryoları

70’lerde bizim gibi çocuk olanlar için hayatın en büyük eğlencesi tabii ki siyah beyaz televizyondu.

Tek kanallı, gece kapanan gündüz açılan televizyonda Türk sineması izlemek ise bizler için katlamalı eğlence idi.

Türk sineması yani Yeşilçam için senaryolar çoğu zaman üstüne kopya kağıdı konmuşçasına birbirine benzerdi. Bu modellerin en tanıdık olanı zengin kız/oğlan fakir kız/oğlan hikayeleriydi. Bunun dışında pek tutulan bir diğer senaryo modeli de geçmişinden bir sebeple kopan kahramanın bu geçmişi bulmak için başından geçen acı tatlı maceralardı.

Bu basit görünen senaryoyu inci gibi işleyen Türk yönetmenleri, zamanın starları 70’lerin çocukları ve onların anne babalarına güzel vakit geçirip, günlük hayatın dertlerinden uzaklaştırmayı başarmışlardı.

Bu naif senaryoların daha da naiflerini Kemalettin Tuğcu kitaplarında bulurduk. İyinin kazandığı, kötünün kaybettiği aşkın hep sonunda galip gelip nefretin yenildiği hikayelerle büyüdük.

Bugünün Türk sineması artık böyle filmler çekmiyor. Neo Liberal düzenin, inşaat ekonomisinin, güç ilişkilerinin sergilendiği diziler revaçta. Ticari bir faaliyet olduğu sır olmayan eğlence endüstrisi ticaretin gereklerini yaparak yol alıyor.

Türkiye bu eski film anlatısına sırtına dönmüşken tam da bu bir 70’ler Türk filmi izlenimi veren yabancı yapımlar ise  ilgi topluyor. Türk filmi tadında senaryoları olan 2 filme dair yazarken bu benzerliği vurgulamıştım.

https://cagatayarslanfilmlerhayatlar.blogspot.com/2024/02/olum-dogum-fasizm-ve-kadinlar.html

https://cagatayarslanfilmlerhayatlar.blogspot.com/2024/08/hafizanin-acilarina-karsi-carpe-diem.html

İspanya ve Meksika’dan sonra Polonya’dan gelen bir film de bana Türk film senaryosunu tam da yukarıda vurguladığım geçmişini arayan adam versiyonuyla hatırlattı.

Michał Gazda’nın 2023 yapımı Znachor’u (Netflix’te Unutulmuş Sevgi/Forgotten Love), Tadeusz Dołęga-Mostowicz’in 1937 romanından üçüncü uyarlama; aristokrat-fakir aşkı, kapitalist acımasızlık, mucizevi ameliyatlar ve hak edilmiş mutlu sonuyla   iki savaş arası Polonya’nın korunmuş sokaklarında ve köylerinde çekilmiş naif, uzun soluklu bir melodram.

1920’lerin özgür Polonya’sında başarılı bir doktorun hayatının bir günde alt üst olması, evden kaçan bir eş, kıskanç ve umarsız meslektaş, kaybedilen kız çocuğu, saldırıya uğrayıp hafıza kaybı, berduş bir hayat, yolda tanışılan iyi insanlar, mucizevi iyileştirmeler, zengin aristokrat erkek, fakir ama idealist kız, köy hayatı, kapitalist fabrikatörün acımasızlığı ve liste daha da uzayabilir.

Bütün bu temalar film boyunca karşımıza çıkar ve peşimizi bırakmaz. Film Polonya’da 1920’lerden 1935’e bir dönemi 70 model Türk filmi naifliğinde anlatan 2025 model bir hikayedir.

Orijinal dilinde yani Lehçede adı Şifacı olan filmin Unutulmuş Aşk olarak çevrilmesinin müsebbibi bu defa filmin Amerikalı alıcıları olmuş. Bizimkiler de filmin adı için bu renksiz ismi seçmişler. Keşke filmin adı aynı kalsaymış. İzlediğim bir başka filmde de Şifacı bir el üzerine bir hikaye anlatılmıştı. O da bir Polonya filmiydi. Onda olaylar mucizeviydi. Burada değil mi sanki? https://cagatayarslanfilmlerhayatlar.blogspot.com/2022/01/sifaci-bir-super-kahramana-ve-dunyanin.html

Pek çok filmi birbirine bağlayan Unutulmuş Aşk (bana göre Şifacı); iki savaş arası dönemin Polonya’sını arkasına fon seçmiş bir film. Film değil belgesel izliyormuşçasına sahicilik hissi veren görüntüler başarısını tabii ki görüntü yönetmenine olduğu kadar ülkelerinin tarihsel dokusunu koruyan Polonyalılara da borçlu.  Dönemin teknik gelişmelerini ve tıp alanındaki ilerlemeleri de aktaran bunun yanında ülkeyi sosyalist döneme hazırlayan aristokratik tahakkümü de tüm ağırlığıyla karşınızda buluyorsunuz.

Filmin, senaryosunu Kemalettin Tuğcu’nun yazdığı bir Türk Filmi tadının zirvesinde ise olmazsa olmaz mahkeme sahneleri yerini alıyor. Haksız biçimde yargılanan kahramanın kurtuluşu da geçmişten gelen bir iyiliğin sayesinde geliyor.

Bütün bu hikayenin baştan sona hak edilmiş bir mutlu sona evrilmesi ise Türk filmi kıvamına son fırçayı vuruyor.

Bu yaz başında Poonya’nın Baltık sahillerinde Gdansk’tan Almanya’ya kadar pedal çevirmiş ilk kez gördüğümüz ülkenin mütevazi güzelliğine hayran olmuştuk. Bu defa ülkenin ortalarında ve denize uzak geçen bu hikaye ile Polonya anılarını bir kez daha canlandırdık.

https://2riders2bikes.blogspot.com/2026/06/pomeranyada-uc-surus.html

Bu film sadece eski Türk filmlerine bir saygı duruşu olarak bile izlenmeye değer. O filmlerin arka planında eski Türkiye’nin betonla kirlenmemiş hallerini bulabiliyorduk. Polonya ise geçmişini betonla resetlememiş bir ülke olarak 2025’de çekilen bir filmde bile 100 yıl öncesini zorlanmadan resmedebiliyor.

Hikayenin onlar için en mutlu sonu ise bu olsa gerek.


Yorumlar

POPÜLER YAYINLAR

EPİLOG

SİGARA NASIL BIRAKILIR YA DA 9394 GÜN NASIL ARA VERİLİR

Her şeyi Bitirmeyi Düşünüyorum