EYÜP SULTAN BÜLENT BAŞKAN/3. (en zor) KISIM
Bülent benim için bir dosttan öte ülke siyasetinin bugün geldiği safhadaki bütün akla karşı tezlerin antiteziydi.(*)
3 günlük gözaltı süresi içinde yaşadıklarını "Waldo Sen Neden Burada Değilsin" sorusuna muhatap olan bütün vatanseverler olarak ne kadar hissedebiliriz ki?(**)
Onun devlet dersinde ve güvercin tedirginliğinde alınıp götürüldüğü anları bir doğu ağıdı gibi yaşadım.(***)
Umarım en kısa süre içinde aramızda olur.
En mutlu insanlar belki de
baca temizleyicileridir
öyle dar, öyle kara karanlık bir
yerdedirler ki
yüreklerini geniş, dayanıklı
aydınlık tutmak zorundadırlar
İsmet Özel Akla Karşı Tezler’de umut yüklediği baca temizleyici ile empati
yaparak rahatlatır kendini.
İsmet Özel bir şair olarak ne kadar mükemmelse siyasal
islam ajandasını sakınmadığı düz yazılarında o denli şedittir.
Türkiye’de siyasal islam rüyasında bile görmeyeceği görse
hayra yormayacağı bir başarı hikayesinde neredeyse çeyrek asrı tamamlıyor.
Ak Parti’nin her
seçimi kazanarak ilerlediği bu çeyrek asrın 2024 durağında aldığı yenilgilerden
birisi de dostum ve kariyer yolculuğunda devrem Bülent Başkan idi.
Bülent’in yolculuğundaki Eyüp Sultan durağını
yazmış coşku dolu seçim zaferinin kişisel kayıtlarını
kamusal düzeyde paylaşmıştım.
Aradan sadece 1 yıl geçmişti ki Türkiye demokrasi tarihinde
benzerini gördüğümüz ama bu kadarını görmediğimiz şeyleri yaşamaya başladık.
AK Parti’nin seçimlerle ilerleyen hikayesi yine seçimle
kendisini zorlayanları yargı eliyle durduran bir episoda geçti.
Bağımsız yargının teorik varlığını kabul etsek de aynı
zamanda parti başkanı olan dokunulmaz ve anayasal tarafsızlık yemini etmiş bir
cumhurbaşkanı tarafından belirlenen kurullara bağlı yerli milli bir yargı ile
imtihan edilmeye başladık.
Her şey tam da şair İsmet
Özel’in akla karşı tezi gibi ilerliyordu.
Çocukken dizdiğimiz domino taşları misali suçlayan diğerini
yıkıyordu. Suçlu olduğu sabit olmak değil sadece suçlanmak üzerinden anamızın ak sütü oylarla
seçtiğimiz siyaset işçileri hapse düşüyordu.
Oyları kimin verdiği değil suçlamayı kimin yaptığının önemi vardı.
Üstelik teorik olarak haber verme konumunda olan 4. Kuvvetin yani basının
önemli bir kısmı da iktidar tarafından temellük edilmişti. Dolaylı yada
dolaysız vergilerimizle finanse edilen televizyon kanallarında oylarımızla
seçtiklerimizin aslında organize bir suç örgütü üyesi olduğuna inanmamız
isteniyordu.
Halkın bir kesimi için bir şeyin televizyonda yayınlanması
kafi değil miydi?
Seçilmiş insanları bir tespihin ipini kesip dağıtır gibi
dağıtan bu fırtına Türkiye’yi post
modern ötesi dijital bir çağda seçimli demokrasinin olanaksızlığına ikna
etmeye çalışan bir travmayı sıradan bir
günlük rutin olarak içselleştirir hale geldi.
Bütün bu travma yetmez gibi akla karşı tezlerin en akla
yatmazı ile yüzleştik. Yıllardır Demokrat Partili olan bir kadın siyasetçi
kendini Cumhuriyetçi Partiye atıyordu, SPD geleneğinden bir diğeri biz aslında CDU’luyuz
diyordu, kendisini yıllardır seçen İşçi Partisi seçmenlerine size Muhafazakar Parti’yi getirdim diyeni de
gördük.
Amerika, Almanya yada İngiltere demokrasilerinde görseniz
midenizi burkacak sahneler Türkiye’de sıradan hale geldi.
Demokrasinin sallandığı, tereddüt duyulan zamanlar olabilir
ama bu olup biteni hazmetmek için manevi midenizin Komodo Ejderi ayarında
olması lazım.
Seçtiklerimizi hapse atmak seçtiklerimizin bir kısmının saf değiştirmesine
seyirci olmak yeterli gelmemiş olmalı ki kalanlar üzerine de Demokles Kılıcını
sallandırarak travmada el daha da yükseltildi.
Demokles Kılıcı seçilmişin tepesinde sallanıyor ve onun da
hapisle sınanacağı ima ediliyor. Sallanan kılıç bu defa seçmenin tepesine doğru
hareket ediyor ve seçilmişin AKP’ye
geçmesi üzerinden seçmen iradesine taarruz ediliyor.
Bütün bu sürecin öznesine bazı çevrelerce Bülent Özmen’in
koyulması ise bir seçmen, vatandaş olmanın yanında bu defa arkadaş konumu ile
beni 3 yerden vuruyordu.
Bülent bütün bu yaşanan ve Dune yazarı Frank Herbert’in
söyleyişiyle “oyunun içindeki oyunun içindeki oyunun içindeki oyun” tadındaki
kötülük yarışında beni tedavi eden ayakta tutandı çünkü.
Gücün karşısında eriyerek sıvılaşan herkese karşı beni diri
ve dik tutan Bülent’in buralarda bir yerde olduğunu bilmekti. Ekrem Başkan’ın
sadece liyakati ile yanına aldığı, en zor görevi tevdi ettiği Bülent’i tanıyan
herkes Ekrem Başkana söz söylemeden önce yutkunmalıydı. Bana Ekrem Başkanı
anlatmaya kalkanlara ben Bülent’i öyle bir anlatırdım ki… Anlatırım ki…
Sonra Bülent kendini öyle bir anlattı ki gözlerim dolmadan okuyamadım bu
satırları :
Ve bu cümleye eklemediği ama AKP'nin daha ilk döneminde kurucu kadrosuna dahil olmuş kuğu şarkısı misali göçen öz yeğeni Melik Özmen'i de ben ekleyeyim. Bülent'in AKP'yle tanışmak için aracıya ihtiyacı yoktu.
Diyadin’li Bülent’in dedesinden aldığı
bayrağı Eyüp Sultan’da dalgalandırmaya devam etmek için ortaya koyduğu inancın
politik ahlaktaki karşılığını size anlatırım ama bunu onun yerine yapmak en çok Bülent’e haksızlık
olur.
Politik ahlak üzerinizden çıkarıp sonra
giyeceğinizi bir şey değildir. Bunu siyaset doktorası yapmış Bülent Özmen’den
iyi bilecek değilsiniz.
Türkiye’de güncel siyasette şimdi kazanır
gibi görünenlere ve kaybetmenin geçici travmasını yaşayanlara sadece Bülent
Özmen’i biraz daha yakından takip etmelerini tavsiye ederim.
Son söz:
Bülent ayrıca çok iyi şairdir.
(*) (**)İsmet Özel
(***) Ece Ayhan
Yorumlar
Yorum Gönder