Ana içeriğe atla

“Christopher Nolan”ın Odysseus'u

“Christopher Nolan”ın Odysseus'u

Christopher Nolan’ın Odysseus’u devasa bütçesiyle bağımsız sinemaya ne denli uzak olsa da, insanlık tarihinin bu en eski hikâyesini dünyanın gündemine taşımak, Hollywood sıradanlığının çok ötesinde bir iş olarak takdiri hak ediyor. Üşenmeyip Türkçeye çevirdiğim bu yazıda da tam bundan bahsediliyor. (Çeviriyi bugünkü Yeni Arayış’ta okuyabilirsiniz)

https://www.lrb.co.uk/the-paper/v48/n14/emily-wilson/an-uncomplicated-man

Homeros’u İngilizceye çeviren Emily Wilson, filmin pek çok eksiğini çekinmeden eleştirirken, bu filmin sağladığı popülerliğin kendi kitap satışlarını uçurduğunu da gizlemiyor.

 Türkiye’de de İş Kültür Yayınları Azra Erhat–A. Kadir elinden çevrilen Homeros’un reklamlarını döndürüyor.

Sevgili Aytek Soner Alpan, Homeros’un ekonomisini kaleme aldı:

https://katmanportal.com/odysseianin-iktisadi-dunyasi-ithakeye-donusun-iktisadi-i-tercih-kitlik-ve-nostos/

2020 yapımı Odysseus belgeseli meraklısı için Arte Kanal’da tekrar yayına kondu:

https://www.arte.tv/en/videos/RC-017955/the-iliad-and-the-odyssey/

Bu film olmasaydı bunların hepsi yine yazılırdı ama çok az kişinin önüne düşerdi. Bu yüzden Nolan’ın yaptığı şeyi her şeyin ötesinde iyi bir iş olarak tanımlamak yerinde olur.

Gerçek şu ki, Nolan gibi ikonik bir Hollywood yönetmeninin elinin değdiği Odysseus filmi, pek de mitolojiye, Homeros’a ya da antik çağlara meraklı olmayan kesimleri sinemaya çekti ve hikâyeyi tanıma şansı verdi.

Tabii ki filme giden herkesin Homeros’un felsefesiyle empati kuran entelektüeller olmasını beklemek hayalcilik olur. Benim filme beraber gittiğim arkadaşımın, konudan filme girene kadar haberi bile yoktu. Biriyle sinemaya gidecek kadar arkadaş olabilmek için entelektüellik sınavı yapmaya yada ilgi alanı testine  gerek yok elbette.

Sinemaya bir kova mısırla gelenlerin kahir ekseriyette olması, Homeros’tan çok Nolan’ın çekiciliğinin öne çıktığını gösteriyordu. Son olarak İstanbul Festivali’nin celebrity filminde de bu popcorn saldırısıyla karşılaşmıştım.

https://yeniarayis.com/yazi/festival-filmleri-4-normalin-anormal-gecesine-dair-13269

Herkesin “bırakın sinemada seyretmeyi, IMAX olmalı” diyerek yaptığı propaganda karşımızda olunca, ister istemez popcorn sesine ve kokusuna da alışmak şart oluyor. Filmi hikâyeye sadakat açısından eleştirme konusunda, çevirisini yaptığım yazı gereğini benim yapabileceğimden çok daha iyi yapıyor. Diğer taraftan, hiçbir zaman filmleri bir film eleştirmeni ayakkabısı giyerek yazmadığımı da çokça ifade ettim. Yakın zamanda Ralph Fiennes’in bir Yunan vazosundaki Odysseus siluetinde var ettiği karakteriyle öne çıkan Dönüş, bu uzun hikâyenin sonuç bölümünü anlatıyordu. Ithaca’ya dönen Odysseus’un evine/sarayına ulaşırken başına gelenleri konu ediyordu.

https://yeniarayis.com/yazi/odiseusun-donusu-12943

Nolan’ın Odysseus’u 172 dakikada tüm hikâyeyi anlatırken, Pasolini hikâyenin dönüş kısmını neredeyse 120 dakikaya sığdırmıştı. 172 dakikanın en fazla 17 dakikasını içeren parçadan çıkan filme bakınca, uzunluk ve kısalığın göreceli olduğunu düşünmek kaçınılmaz oluyor. Yine de Nolan’ın hikâyenin pek çok bölümünü atladığını ya da paket şeklinde birbirine uladığını, az çok Homeros’tan haberdar olan herkes çok iyi biliyor. Wilson’un yazısında da bunlar çok iyi anlatılıyor.

Buradan anlıyoruz ki Nolan aslında Odysseus’u filme çekmedi. Nolan, çektiği filme Odysseus’tan bölümler ekledi. Filmin Homeros değil de Orhan Pamuk uyarlaması olduğunu düşünün. Orhan Pamuk, hikâyesinin belirli bölümlerini içeren, belirli bölümlerini içermeyen, bazı yerlerini birleştirip bazı yerlerini çıkaran bir senaryoya izin verir miydi?

Hiç kuşku yok ki Homeros’un yayın hakları kimseye ait değil. Kimse Christopher Nolan’ı Odysseus’u kesip biçtiği için dava edemez. Ama bu yapılan işteki cüreti ortadan kaldırmıyor.  Bir film çekiyorsunuz, “Odysseus destanını anlatacağım” diyorsunuz ama anlattığınız hikâye bu destanın canınızın istediği yerlerini içeriyor. Böyle bir filme Odysseus demek aslında ne kadar doğru olacaktır?

Belki de filmin doğru tanımlanması “Christopher Nolan’ın odysseus’u” olmalı. O küçük harf.

Hollywood’un çok para döküp yine de başarısız olduğu pek çok filmin yanında Odysseus elbette bir başarı hikâyesi olarak görülmeli. Filmin günümüze göndermeler kurularak yapılan analizleri ise sonsuz olanaklar içeriyor. Savaş karşıtı, savaş yanlısı, din karşıtı, din yanlısı, maço, feminist, özgürlükçü, muhafazakâr…

Pek çok bölünmüş okumanın konusu olabilecek malzeme sunuluyor. Buna karşılık filmi günümüzün kavramlarıyla okumaya çalışmak, zaten yeterince çarpıtılmış olan asıl hikâyeye ve tabii ki onun anlatıcısı Homeros’a ilave haksızlık olacak diye düşünüyorum.

Yine de filmde metaforik olarak midemi yakan sahneler az değildi. Filmde Amerikan İngilizcesiyle konuşulmasından öte, Yunanca konuşan yerli vatandaş için çevirmen istihdam edilmesi  benim açımdan filmdeki yabancılaşma sekanslarının zirvesiydi. Bunun 2 numarasına da Denizci Kavimler istilasını History 201 dersindeymiş gibi defalarca referans vermeyi koyuyorum. “Bronz çağımız artık bitiyor” ifadesinde ise kendimi Olimpos’un tepesinden atasım geldi.

 Nolan’ın Odysseus’u, Homeros’un karmaşık, kurnaz ve çok katmanlı kahramanını sadeleştirerek büyük bir gösteriye dönüştürse de, binlerce yıllık bir hikâyeyi yeniden gündeme taşımayı başardı. Belki film, destanın ruhunu tam yakalayamadı; belki de Odysseus’u “karmaşık olmayan bir adam”a indirdi. Ama sinema salonunda mısırını yiyen, hikâyeyi ilk kez duyan birinin, çıktığında “Homeros kimdi?” diye sormasına vesile olduysa, bu da hiç de azımsanacak bir iş değil. Homeros’un sesi, Nolan’ın hoparlörlerinden biraz boğuk çıksa bile, hâlâ duyuluyor. Ve belki de asıl mesele bu 5 saniyelik reels çağında bu olmalı.

Yorumlar

POPÜLER YAYINLAR

EPİLOG

SİGARA NASIL BIRAKILIR YA DA 9394 GÜN NASIL ARA VERİLİR

Her şeyi Bitirmeyi Düşünüyorum