Assos 2026 Hegel Toplantısı: Düşünce ve Yaşam Üzerine Dört Günlük Bir Yolculuk
Gerçek özgürlük, ortak yaşam içinde somutlaşır. Görevler burada dışarıdan dayatılan kurallar değil, kişinin kendini ifade etme biçimidir. Toplumsal katılım, insanın kendini gerçekleştirmesini sağlar.
Hegel’in Hukuk Felsefesi’nde vurguladığı gibi, “Özgürlük, zorunluluğun hakikatidir.” Bu söz, bugün Türkiye’de yaşananları anlamak için özellikle güçlü bir çerçeve sunuyor. İfade özgürlüğü fiilen kısıtlanmış, muhalif sesler sistematik olarak susturuluyor,
Temmuz 2026’da Assos’ta düzenlenen toplantı, yıllardır süren bir geleneğin devamıydı. Bu buluşmalar, Örsan Kunter Öymen’in kurduğu Felsefe Bilim Sanat Derneği tarafından çeyrek asrı aşkın bir süredir düzenleniyor.
Assos’un Aristo’nun bir dönem yaşadığı ve öğretim yaptığı kent olması nedeniyle burası felsefe için ayrı bir yere sahip. Etkinlikler ücretsiz, herkesin katılabileceği şekilde yapılıyor; seminerler, ortak yemekler ve çevre gezileriyle dört güne yayılıyor.
Geçen yıl “Aristo’dan Marx’a” temasıyla toplantıda İtalyan akademisyen Giovanni Giorginiden Marcuse’nin bisikletçi metaforunu dinlediğimde “Marcuse’nin bisikletçi metaforunu hiç üzerime almıyorum. Kariyer dağları umrumda değil” demiştim.
Marcuse’ye göre modern kapitalist toplum insanı sürekli daha fazla tüketmeye, daha yüksek statü peşinde koşmaya ve “kariyer dağlarını” tırmanmaya zorluyor.
Benim için bisiklet sürmek basit ve kendi temposunda bir iş olarak bir direniş biçimi . Marcuse'un bisikletçisi ben değilim.
Bu yıl bisiklet turundan Assos’a ulaştım. 7 Haziran'da Stockholm'de başlayan yolculuk 2 Temmuz'da Assos'ta bitti. Yol boyunca hem beden hem zihin epeyce yol aldı. İsveç'ten Gömeç'e Polonya,Almanya ve Yunanistan üzerinden 7000 kilometrenin 1500 kilometrelik kısmını pedal çevirerek geçtik.
Assos’un taşlı yollarına vardığımda kendimi hem yorgun hem de diri hissediyordum. Kendime gelip toplantıyı anımsadım ve tam anlamıyla son anda kayıt oldum. Bu benim için büyük bir şanstı. Buraya bisikletle gelmek ve son anda katılabilmek, toplantıya başlamadan önce bile zihnimi resetlemişti. Örsan Öymen'e kayıtları uzattığı için ne kadar teşekkür etsem az gelir.
Bu yılki toplantının odak noktası Hegel'di.
Toplantıya katılanlar arasında yaşayan en önemli Hegel uzmanlarından biri olan Rolf-Peter Horstmann ile toplantı öncesi adet olan Tenedos Şarabı buluşmasında tanıştım ama nasıl biriyle karşı karşıya olduğuma dair en ufak bir fikrim yoktu.
Horstmann, Berlin Humboldt Üniversitesi’nde uzun yıllardır Hegel üzerine çalışan, mantık ile metafizik arasındaki bağı derinlemesine inceleyen bir düşünür. Ona göre Hegel’in yaklaşımı, eski dar görüşlerden çok daha geniş ve güçlüdür: Düşünce, dünyayı hem anlamlandırır hem de gerçek bir yapı haline getirir.
80’li yaşlarına rağmen hâlâ çok zinde ve enerjik biri. 70 yıllık bir tiryaki olarak sigara sağlığa zararlıdır anti tezi tadında.
Hegel’in İdealizmi” başlıklı konuşmasıyla tartışmalara güçlü bir başlangıç yaptı. Horstmann, Hegel’de düşünce ile gerçeklik arasında derin bir bağ olduğunu söyledi. Bu bağ sayesinde mantık ile metafizik aynı şey haline gelir. Düşünce sistemi, dünyayı kavranabilir kılar ve bu kavranabilirlik gerçekliğin temel özelliğidir. Bu vurgu, toplantı boyunca yapılan diğer konuşmalar için de ortak bir zemin oluşturdu.
Salonda doğal olarak felsefecilerin yoğunluğu dikkat çekiciydi. Birçok üniversiteden öğretim üyesi, araştırmacı ve doktora öğrencisi bir aradaydı. Dinleyiciler de en az konuşmacılar kadar canlıydı. Soru-cevap bölümlerinde tartışmalar kolayca uzuyor, bazen iki-üç kişi arasında hararetli fikir alışverişleri yaşanıyordu. Biz alanın dışındakiker zor tartışmalara pek girmesek de onları izlemek oldukça heyecan vericiydi. Bu kadar felsefeciyi bir arada görmek ve onların gerçekten tartıştığını, birbirini dinlediğini izlemek ayrı bir keyifti.
Assos bu yıl da Aristo’nun hakkını Örsan Öymen sayesinde sonuna dek verdi.
7 Temmuz’da yani ilk seminer gününde Horstmann’un konuşmasının ardından Nicholas Stang (Toronto Üniversitesi’nde metafizik ve Alman idealizmi üzerine çalışan bir öğretim üyesi) temel düşünce yapısının kendi içinde nasıl geliştiğini anlattı. Bu yapı, karşıtlıkları bir araya getirerek somut bir bütün haline geliyor ve “Ben” dediğimiz şey, bu yapının özgür ve somut biçimi olarak ortaya çıkıyor.
Ardından Anton Kabeshkin (Potsdam Üniversitesi’nde Hegel metafiziği üzerine çalışan bir akademisyen), karşıtlık yaratma ve aşma sürecinin düşünce sisteminde ne kadar merkezi bir yer tuttuğunu açıkladı. Bu süreç yalnızca sınırlama değil, aynı zamanda yeni bir belirginlik ve somutluk da kazandırıyor.
Karen Koch (Basel Üniversitesi’nde Hegel ve felsefe tarihi üzerine çalışan bir araştırmacı) ise felsefe tarihini tek bir canlı sürecin parçası olarak ele aldı. Ona göre her dönem kendi içinde tamamlanmış bir bütündür ve en yeni düşünce sistemi, önceki tüm dönemlerin kazanımlarını içinde taşır.
Ertesi gün yani 8 Temmuz’da Ermylos Plevrakis (Atina Üniversitesi’nde felsefe öğretim üyesi, mantık ve metafizik üzerine çalışan bir akademisyen) Mantık Bilimi’ni düşüncenin en temel ve en kapsamlı biçimi olarak konumlandırdı. Tarihsel birikim ve yöntemle birlikte bu bilim, düşünce sistemini tam anlamıyla güçlü bir yapıya dönüştürüyor.
Toplantının en dikkat çeken mesajlarından biri Karin Nisenbaum’dan (Syracuse Üniversitesi’nde etik ve Alman idealizmi üzerine çalışan bir öğretim üyesi) geldi. Nisenbaum, hem Kant hem de Hegel’de en önemli amacın özgürlük olduğunu net bir şekilde ortaya koydu. Özgürlük, diğer her şeyi değerli kılan temel güçtür. Özgürlük olmadan diğer iyilikler tam anlamını bulamaz. Kant’ta iyi niyet ile mutluluğun birleşimi bu amaca ulaşırken, Hegel’de kişisel özgürlük tek başına yetmez. Gerçek özgürlük, ortak yaşam içinde somutlaşır. Görevler burada dışarıdan dayatılan kurallar değil, kişinin kendini ifade etme biçimidir. Toplumsal katılım, insanın kendini gerçekleştirmesini sağlar.
Nisenbaum’a göre Hegel, özgürlüğü en üst düzeye çıkararak onu hem bireysel hem de toplumsal bir temel haline getirir.
Andrew Chitty (Sussex Üniversitesi’nde siyaset felsefesi ve Hegel üzerine çalışan bir öğretim üyesi ve geçen yıl da Assos’ta konuşmacı olarak yer almıştı ) özgür irade ile insan eşitliği arasındaki bağı Kant’tan Hegel’e taşıdı. Kant’ın her insanı kendi başına bir amaç olarak görme düşüncesi, Hegel’de karşılıklı kabul görme ve eşitlik anlayışına evriliyor. Doğal farklılıklar ise özgür irade açısından belirleyici değildir; özgürlük doğası gereği herkesi kapsar.
Kapanışta Tatiana Llaguno (Barselona Pompeu Fabra Üniversitesi’nde felsefe ve toplumsal cinsiyet çalışmaları üzerine çalışan bir akademisyen) ise konuyu feminist bir açıdan ele aldı. Hegel’de emek, ihtiyaçların karşılanması için bir araçtır ve ortaklaşa düzenleme özgürlüğü güçlendirir. Ancak Hegel’in yaklaşımında cinsiyetçi bir boşluk vardır: Erkek emeği daha çok kamusal alanda görülürken, kadınların bakım ve üreme emeği aile içine sıkıştırılır. Llaguno’ya göre çözüm, bakım işlerinin topluma yayılması ve modern ailenin eski biçiminin aşılmasıdır.
Hegel’in kendi mantığına göre ihtiyaçlar ve araçlar herkes için ortak bir değer haline gelmelidir. Aile ve piyasa sistemi, bazen ortak yaşamı zayıflatan yönler taşır. Bakımın özel alanda kalması asıl sorundur. Ailenin olumlu yönleri (sevgi, güvenlik, çocukların özgür yetişmesi) ancak bakım işi topluma yayıldığında tam olarak gerçekleşir. Bu, Hegel’i terk etmek değil, onun özgürlük anlayışını bugünün koşullarına uyarlayarak daha ileri taşımaktır.
Toplantı boyunca en çok öne çıkan tema özgürlük oldu. Horstmann’un idealizm vurgusuyla başlayan tartışmalar, özgürlüğün hem bireysel hem toplumsal boyutlarını, emek ve aile gibi somut alanlarda nasıl gerçekleşebileceğini gösterdi.
Geçen yılın Aristo’dan Marx’a uzanan kapitalizm ve emek tartışmalarının devamı niteliğindeydi bu yılki buluşma. Farklı bakış açıları bir araya gelerek Hegel’i hem derin hem de güncel kıldı.
Dört gün süren bu yolculuk, Assos’un antik atmosferinde düşünceyle yaşamın iç içe geçtiği, keyifli ve verimli bir şölen olarak tamamlandı. Felsefenin burada yalnızca akademik bir konu değil, yaşamı daha adil ve anlamlı kılmak için güçlü bir araç olduğunu bir kez daha gösterdi.
Hegel’in Hukuk Felsefesi’nde vurguladığı gibi, “Özgürlük, zorunluluğun hakikatidir.” Bu söz, bugün Türkiye’de yaşananları anlamak için özellikle güçlü bir çerçeve sunuyor. İfade özgürlüğü fiilen kısıtlanmış, muhalif sesler sistematik olarak susturuluyor, basın ve akademi üzerindeki baskı her geçen gün artıyor. Politik gündem ise sürekli kutuplaşma, korku ve otoriterleşme üzerinden şekilleniyor. Bu ortamda özgürlük, lüks bir kavram olmaktan çıkıp hayatta kalma meselesine dönüşmüş durumda.
Hegel’in özgürlüğü hem bireysel hem toplumsal bir gerçekleşme olarak görmesi, yaşanan baskılara karşı en net itirazlardan birini oluşturuyor.
Assos’taki bu muluşma düşünce alanında özgürlüğün hâlâ savunulabileceğini göstermesi açısından değerli. Ama gerçek özgürlük, sadece toplantı salonlarında konuşulmakla kalmamalı. Ötesine geçilmeli.
“Dünya tarihi, özgürlük bilincinin ilerlemesinden başka bir şey değildir.” Türkiye'nin dünya tarihinden koparak bir yere varamayacağı çok açık.
Özgürlük çoktan seçmeli bir sınav sorusu seçeneği değil. Üzerine sayfalar doldurulması gereken bir defterdir.
Yorumlar
Yorum Gönder