Ana içeriğe atla

Schrodinger’in ekonomisi

Schrodinger’in ekonomisi

Finansal konularda toplumun genel ilgisizliğinin bilgisizliği ile birleşimi gerçeği gözlerden uzak tutsa da Türkiye ekonomisi piyasa koşullarının dışında yönetiliyor. Görüntüde piyasa, özünde yönetilen bir ekonomi. Çözüm, ne faizi yükseltmekte ne kuru salmakta. Çözüm, kurumlara güveni yeniden tesis etmekte, üretkenliği ödüllendiren adil bölüşümü artırmakta. Aksi durumda Nasrettin Hoca’nın torunları olarak serbest gezen schrodinger kedisi misali “arafta olma” halimiz devam edecek.

2026’nın ilk 4 aylık enflasyonuyla aynı dönemdeki TL getiriyi kıyaslayanlar faizin aslında yüksek değil düşük olduğunu söylemeye başladılar. Eş zamanlı olarak düşük olduğu düşünülen bir diğer ekonomik veri ise kur seviyesi. Kurun enflasyondan düşük olmasından yakınanlara faizin enflasyondan düşük olmasıyla dertlenenler eklendi.

Enflasyonun yani fiyatlar genel düzeyinin kurdan ve faizden yüksek olması karşıt etki yaratır. Kurun enflasyondan düşük artması parayı reel olarak değerli hala getirir. Faizin enflasyondan düşük olması ise paranın değer kaybına işaret eder. Aynı anda para hem değer kazanıyor hem de değer kaybediyordur. Bu tuhaf durum araftır. Carrytrade için Türkiye’ye gelen dolar sahipleri TL cinsinden yatırımda enflasyonun altında kaldığı için üzülürken, doların enflasyonun gerisinde değer kazanmasıyla sevinir bu hesaba göre.

Bu karmaşık denklemi gerçek verilerle çözdüğünüzde kur düşük diyenler mi faiz düşük diyenler mi haklı yoksa her ikisi de haklı diyenler mi haklı karar verebilirsiniz. Nasrettin Hoca’nın torunları ve serbest gezen kedilerin ülkesi olarak böylesi “Schrodinger Kedisi” meselelere aşinayız.

Bütün bu hesaplamalar esas olarak iktisadın matematiksel bilim olduğu düşüncesine dayanıyor. İktisatın matematiksel mi yoksa politik mi olduğu konusundaki tartışma eskidir. Malum Klasik iktisatçılar Politik İktisatçıları edebiyat yapmakla itham eder ve bununla ilgili Nobel almak istiyorlarsa Edebiyat branşına başvurmalarını salık verirler. Kendileri ise “İngilizce PhysicS gibi sonunda S le biten EconomicS” alanında çalışan bilim adamlarıdır çünkü.

İktisat matematik midir politik midir tartışmasını yakın zamanda Uludağ Üniversite’sinin istiridyede inci misali saklanan (en azından benim için) hocası Adem Levent’in etkili anlatımı ile dinlemiştim. Adem Levent’i iktisat alanında kafa yoran herkesin en azından bir defa dinlemesi ve kendilerine sayıların içinde kaybolmanın yan etkileri konusunda biraz olsun çeki düzen vermesi gerekir.

İktisat’ı sayılardan ibaret bir mesele olarak görenler için girişteki soru çözümsüz gibi durur. Hem kur hem faiz aynı anda nasıl düşük olabilir. Enflasyon artarken aynı anda para nasıl hem değer kazanır hem değer kaybeder. Birinden biri yanlıştır.

Matematiksel olarak yanlış olanın politik olarak gerçek olması ve bunun piyasa ekonomisi içinde olması ilk bakışta şaşırtıcı görünür. Burada kritik soru piyasa ekonomisinin sınırlarına dair kafa yormayı gerektirir.

Türkiye gerçekten bir piyasa ekonomisi mi?

En yüksek banknot biriminin pek çok ülkenin en küçük banknot birimi bile etmediği bir ülke gerçekten piyasa ekonomisi olabilir mi?

Bireylerin kredi ile taşıt alamadığı bir ülke piyasa ekonomisi mi?

Dünyanın en yüksek bireysel kredi faiz oranlarının birine sahip olunan bir ülkede aynı faizden %30 oranında vergi kesilmesi piyasa ekonomisi mi?

Kamu Bankalarının en yüksek ticari kredi paylarına ulaştığı bir ülke piyasa ekonomisi mi?

Finansal sistemin kılcal damarlarından aortuna kadar yapılacak analizlerde Türkiye’de piyasa ekonomisine sığmayan uygulamaların sıradanlaştığını görebilirsiniz.

Finansal konularda toplumun genel ilgisizliğinin bilgisizliği ile birleşimi bu gerçeği gözlerden uzak tutsa da Türkiye ekonomisi piyasa koşullarının dışında yönetiliyor. Buna karşılık piyasa ekonomisi varmış gibi yapılıyor.

Ülkenin Merkez Bankası tereddüt duymadan ülkenin seçilmiş en büyük Belediye Başkanı’nın hapse atılmasının yarattığı rezerv kaybının ne şekilde telafi edildiği konusunda bilgi notu hazırlıyorsa iktisadın politik bir alan olmadığını düşünenler kendilerini mental çekaptan geçirsinler.

Politik iktisatın, matematiksel iktisadın ustaca gözden uzak tuttuğu/sakladığı yalın gerçeği yani iktisadın özünün bir emek ve bölüşüm meselesi olduğunu hatırlamak gerekiyor.

Türkiye ekonomisi, bugün tam da bu Schrodinger kedisi halini yaşıyor: Aynı anda hem “faiz yüksek” hem “faiz düşük”, hem “kur yüksek” hem “kur düşük”, para hem reel olarak değer kazanıyor hem de eriyor.

Bu paradoks, rakamların yalan söylemediğinin, ama tek başına gerçeği de anlatmadığının en somut kanıtıdır. Matematiksel iktisat bize reel faizi, reel kuru, carry trade getirisini hesaplatır. Politik iktisat ise asıl soruyu sorar: Bu getiri kime, hangi koşullarda, hangi risklerle gidiyor? Emek mi kazanıyor, rant mı? Yerli mi korunuyor, yoksa yabancı mı? Kamu bankaları mı yönlendiriyor, yoksa piyasa mekanizmasını mı?

Türkiye’nin en büyük handikapı, sayıların arkasına saklanan bu politik ve kurumsal gerçekliğin yeterince tartışılamamasıdır. En yüksek banknotun başka ülkelerin en küçüğü kadar etmediği, dünyanın en yüksek faizlerinin en yüksek vergi oranıyla kırbaçlandığı, belediye başkanlarının hapsedilmesinin rezervleri erittiği bir ülkede “piyasa ekonomisi” yanılsaması, hava bulutlu ben görmüyorum diyenlerin yıldızları inkar etmesine benzer.

Görüntüde piyasa, özünde yönetilen bir ekonomi. Çözüm, ne faizi yükseltmekte ne kuru salmakta. Çözüm, kurumlara güveni yeniden tesis etmekte, üretkenliği ödüllendiren adil bölüşümü artırmakta. Aksi durumda Nasrettin Hoca’nın torunları olarak serbest gezen schrodinger kedisi misali “arafta olma” halimiz devam edecek.

İktisat, bir bilim olduğu kadar ahlaki ve siyasi bir tercihtir de. Sayıları kutsallaştırmak yerine, arkalarındaki emek, güç ve adalet ilişkisini görmeyi başardığımız gün, araftaki ülke de doğru çıkışı bulacaktır

Yorumlar

POPÜLER YAYINLAR

SİGARA NASIL BIRAKILIR YADA 8.035 GÜN NASIL ARA VERİLİR

EPİLOG

Her şeyi Bitirmeyi Düşünüyorum