Ana içeriğe atla

Makro ihtiyati hegemonyanın butlanı


Makro ihtiyati hegemonyanın butlanıIlımlı İslam ile neoliberalizmin kesişiminde şekillenen bu hegemonya projesi, Gramsci’nin uyarılarını haklı çıkarırcasına, rıza üretme kapasitesini yitirdikçe daha fazla zor ve hukuksal manipülasyona yaslanmak zorunda kalıyor. Muhalefetin önünde duran asıl görev, bu dört eksenli rejime karşı aynı derinlikte, aynı bütüncül perspektifle konumlanmaktır. Aksi takdirde, mutlak butlan kararlarıyla simgelenen bu “zirve”, sadece bir dönemin değil, Türkiye’nin uzun vadeli demokrasi ve kalkınma imkanlarının da dipten dibe vuruşu, kriz zirvelerinden serbest düşüşü haline gelmeye devam edecektir.

Mutlak butlanın Türk siyasetine vurduğu damga bir nevi zirvede bitirmek anlamına geldi. Tabi bakış açısına göre zirveden mi yoksa dipten mi söz ediyoruz değişir. İster dibin dibi diye anlayın, isterse uzun zamandır yaşanan sürecin zirvesi çok fark etmez.

Politik alana dair mutlak butlan yaşanırken ekonomideki butlan hali ise varlığını daha da pekiştirdi. Mutlak butlan kararının hemen ardından toplanan finansal istikrar komitesinden çıkan kararlar kredileri butlan saymanın ekonomiye iyi geleceğini anlattı.

Ekonomiyi politikadan bağımsız olarak anlamak ve algılamak üzerine ne kadar çaba sarfedilse de bunun nafile olduğunu biliyoruz. AKP’nin 2021 sonunda daldığı irrasyonel modelin çıkış kapısı olarak görülen Mehmet Şimşek açık sözlü biçimde dahil olduğu partinin politik becerisini kriz yönetimi olarak tarif ediyordu.

https://yeniarayis.com/yazi/bir-satisci-olarak-mehmet-simsek-2-13046

Aslında bu beceriye mevcut krizleri daha büyük krizler çıkararak gözden uzak tutmak da denebilir.

Öte yandan Mehmet Şimşek’in biyografisini yarım bırakmak pahasına AKP’ye tekrar geri dönmesi esas olarak bu partinin ideolojik tercihleri ile kurduğu yakınlıkla açıklanabilir.

https://cagatayarslanfilmlerhayatlar.blogspot.com/2024/06/karatepe-simsek-gorusmesi.html

AKP’nin Neoliberal düzenle İslamcı anlayış arasında temin ettiği ilişki ile tanımlayan bir makaleyi Yeni Arayış için çok yakında çevirdim.

https://yeniarayis.com/yazi/islami-tonlu-bir-neoliberal-hegemonya-projesi-turkiyede-adalet-ve-kalkinma-partisi-akp-15094

Gramsci’nin Hegemonya kavramından çıkış yaparak AKP’nin politik-ekonomisini tarif eden bu çalışma kimi noktalarda bazı klişe kavramlara başvursa da özünde doğru tahliller ortaya koymayı başarıyor.

Son döneme kadar AKP/Erdoğan yönetimine karşı siyasal alandaki baskılar üzerinden eleştiriler ortaya konuyordu. Oysaki gelinen noktada siyasetle hukuk arasındaki alan neredeyse tamamen buharlaştı. Bu aslında böylesi bir iktidar etme tercihi bakımında olması gereken bir durum olarak da görülebilir. Bu konuya dair bir başka akademik makale de sıkça referans verilmeyi hak ediyor.

https://yeniarayis.com/yazi/mahkemeler-demokrasiyi-nasil-baltaliyor-13209

Siyaset alanını hukuksal müdahale ile dizayn etmek bir noktadan sonra itirazları da görünmez kılıyor. Basit bir konuda örneğin boşanmak için başvurduğunuz ve güvenmek zorunda olduğunuz mahkemenin bir diğer kolunun siyaset alanında aldığı konum, itirazları elimine eden kendi başına (omni potent) bir referansa dönüşmekte. Hukuk meşruiyetin hem uygulayıcısı hem de aracısı konumuna geliyor; hem anahtar hem de kilit rolünü üstleniyor.

Politik alanda bu tanımlamaları yaptıktan sonra işin iktisat boyutuna dair de çerçeve çizmek zorunlu görünüyor. Bu noktada butlan kararı sonrası piyasalarda yaşananları analiz eden yazısı ile Ümit Akçay’ın tezleri altı çizilmeyi hak ediyor.

https://www.evrensel.net/yazi/99324/butlan-karari-ve-dolar-muhalefetinin-sinirlari

Akçay politik karar ve krizlerin ekonomiyle olan ilişkisini şu cümlede özetliyor :

“İktidar siyasi alanı daraltırken, aynı anda finansal istikrar görüntüsünü korumaya çalışacaktır. Bunun araçları da bellidir: Yüksek faiz, sıkı likidite, rezerv müdahalesi ve kredi sınırlamaları.”

Akçay politik olanla politik alanda mücadele edilir diyor. Ekonominin bir şekilde yönetilebildiğinin altını çiziyor.

Mutlak butlan kararının hemen ardından toplanan finansal istikrar komitesinin kredileri kısıtlama kararını ayakta alkışlayan muhalif ekonomistlere bakınca bu tezlere hak vermemek imkansız. Kredileri kısıtlayınca ekonominin iyileşeceğine olan kollektif inanç bir anlamda Ümit Akçay’ın ifadesiyle “ekonomiyi öncelik sıralamasında ilk 5’e koymayan iktidarı” tarif etmesi bakımından tutarlı görünüyor.

Ilımlı islamla neoliberalizmin ortak paydasında varoluşunu hukuku siyasallaştırmakta bulan bir yönetme pratiğinin ekonomiyi de bir şekilde yoluna koyma gücü olarak özetleyebiliriz mevcut durumu.

Bu dört eksenli rejime karşı muhalefetin de aynı eksenlerde konumlanması gerekiyor. Politik alanda hukuk alanında ve sosyal alanda yapılacak muhalefetin iktisadi boyutunu da gözden kaçırmamak gerekiyor.

Mehmet Şimşek’in iktidarın en güçlü politik yön olarak tanımladığı kriz yönetiminin Akçay’ın tanımı ile aynı araçlarla kriz savuşturmak anlamına geldiğine kuşku yok.

Bu halının altında sorunları biriktirmek için her defasında daha büyük bir halı gerektirir. Bu büyük halının genel ve jenerik adı uzun zaman önce kondu. Önceden daha spesifik olarak Makro İhtiyati Önlem olarak adlandırılan ama artık Makro ihtiyati Çerçeveye dönüşen bu makine halısının sorunları gizleme kapasitesi ile baş edebilecek bir başka kavram bulunmuyor.

https://yeniarayis.com/yazi/sifir-noktasina-donus-turkiyede-bireysel-kredilerin-hikayesi-ve-sistemik-bedeller-12311

Türkiye ekonomisinin 2002’den sonra kazandığı makro istikrar ile büyüyen Bankacılık sisteminin Makro İhtiyati önlem adında yönetilen bir hale dönüşmesidir özet olarak.

Sermaye birikiminin en önemli aracısı olan Bankaları ve Bankacılığı tahakküm altına almak iktidarın sonsuz seçenekli ekonomi oyununda rakipsiz bir mekanizma oldu.

Bu tablo, Türkiye’de uzun zamandır inşa edilen hibrit rejimin hem gücünü hem de kırılganlığını aynı anda ortaya koyuyor. Hukuku siyasallaştırarak muhalefeti kurumsal olarak felç eden, ekonomiyi ise makro ihtiyati çerçevenin geniş halısı altına süpürerek kısa vadeli istikrar görüntüsü yaratan bir yönetim pratiği, er ya da geç kendi sınırlarına çarpacaktır.

Bankacılığı tahakküm altına almakla sağlanan “sonsuz seçenekli” ekonomi oyunu, aslında sermaye birikimini daraltmakta, toplumsal kaynakları israf etmekte ve geleceğin krizlerini büyütmektedir.

Ilımlı İslam ile neoliberalizmin kesişiminde şekillenen bu hegemonya projesi, Gramsci’nin uyarılarını haklı çıkarırcasına, rıza üretme kapasitesini yitirdikçe daha fazla zor ve hukuksal manipülasyona yaslanmak zorunda kalıyor. Muhalefetin önünde duran asıl görev, bu dört eksenli rejime karşı aynı derinlikte, aynı bütüncül perspektifle konumlanmaktır. Aksi takdirde, mutlak butlan kararlarıyla simgelenen bu “zirve”, sadece bir dönemin değil, Türkiye’nin uzun vadeli demokrasi ve kalkınma imkanlarının da dipten dibe vuruşu, kriz zirvelerinden serbest düşüşü haline gelecektir.

Yorumlar

POPÜLER YAYINLAR

SİGARA NASIL BIRAKILIR YADA 8.035 GÜN NASIL ARA VERİLİR

EPİLOG

Her şeyi Bitirmeyi Düşünüyorum