Şekib Avdagiç Olmak

Belki de asıl soru şu: Avdagiç’in hayalindeki Türkiye, vatandaşların pasaportunu müzeye kaldırıp onun yerine Minyatürk’te selfie çektirdiği bir yer mi olacak? Yoksa bu, sadece dövizin dışarı kaçmasını engellemek adına konulan yeni bir “demir perde” mi?
Şekib Avdagiç’in “onca vize sıkıntısına rağmen hâlâ yurtdışında çok para harcanıyor” çıkışı oldukça ses getirdi.
Aslında Avdagiç bu sözü durduk yere söylemedi. Aralarında Hakan Aran gibi finansçıların da yer aldığı pek çok katılımcının dahil olduğu Turizm Yatırım Forumu’nda bu ifadeleri kullandı.
İş Bankası Genel Müdürü’nün turizm sektörüne bankanın verdiği yüksek kredi hacmiyle haklı olarak övündüğü toplantıda Avdagiç’in sözlerinin yankı bulması şaşırtıcı değildi.
Bireylerin yurtdışından yaptığı azami 30 avroluk alışverişlerin fiilen yasaklanması nedeniyle sergilediği tutum da dikkate alındığında, Avdagiç’in sıradan Türk halkının harcama tercihlerine dair ciddi bir çekincesi olduğu anlaşılıyor.
Avdagiç Türk halkının iç turizme daha çok para harcaması derdinde değil; asıl derdi dış turizme harcanan para. Türk vatandaşlarının vize kısıtlarını aşarak yurtdışında turizm harcaması yapması içine sinmiyor.
Bu noktada akla ister istemez vizesiz gidilen, kimlikle girilen ülkelerde yapılan harcamalar geliyor. Kıbrıs bu hesapta yabancı ülke sayılıyor mu, açıkçası bilmiyorum. Ukrayna şu aralar cazip değil, Gürcistan olabilir. Bosna, Sırbistan, Karadağ ilk akla gelenler arasında. Bunlardan bahsetmemesi ilginç olmuş.
Diğer yandan Avdagiç’in Hac ve Umre’ye gidenlerle sorunu olmaması, siyasal duruşu itibarıyla kendisinden beklenen bir tutum olarak görülüyor.
Şekib Avdagiç’in siyasal İslamcı kökenli kimliği, 1990’da Milli Görüş çizgisine yakın muhafazakâr iş dünyasının öncü örgütü MÜSİAD’ın kurucu heyetinde yer alması ve 2000 yılına dek Genel Başkan Yardımcılığı yapmasıyla temelleniyor. Bu çizgi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı “siyasi büyüğümüz” olarak niteleyip politikalarını destekleme sorumluluğu hissettiğini açıkça dile getirdiği beyanlarıyla günümüze kadar uzanıyor.
Öte yandan para nerede harcandığının çok farkında değildir. Bu yönüyle ibadet amacıyla yurtdışına çıkan müminler de Avdagiç’in sözünden alınmış olabilir. Senede toplamda yaklaşık 500 bin kişi hac ve umre yapıyor. Bu da Avdagiç’in harcama hesabına dahil.
Sonuçta Avdagiç’in derdi Türk halkının yurt içi turizm harcamasını artırmak değil; onun derdi yurtdışı harcamayı yurtiçine kanalize etmek.
Bunu şu cümlesinden anlıyoruz:
“Vatandaşın vize kısıtlarına rağmen yurtdışında harcadığı parayı yurt içine yönlendirmek için politikalar geliştirmek.”
İTO’nun 2025 bütçesinde yurt dışı seyahat giderleri için ayrılan yaklaşık 95 milyon TL’lik yüksek tutar (bunun önemli bir kısmı “diğer kişiler” için konaklama (8 milyon TL) ve uçak bileti (9 milyon TL) kalemlerine ayrılmış) dikkat çekmektedir. Yurt dışına çıkış sayısı konusunda kesin bir bireysel rakam kamuoyuna yansımamış olsa da, İTO’nun 2025 bütçesindeki bu yüksek yurt dışı seyahat harcamaları, resmi heyet ziyaretleri, fuar katılımları ve uluslararası toplantılar gereği kendisinin de yılda onlarca kez bizzat yurtdışına çıktığı izlenimini güçlü biçimde vermektedir.
Yukarıdaki argümanlara dönersek: Vize kısıtlarından etkilenmeyen, yani kimlikle gidilen memleketlerden vatandaşa vize uygulaması talep edilebilir. Hac ve umreyi yurt içinde yapmaya yönlendirmek tepki çekebilir. Ayrıca 1970’lerden beri savunduğu ideolojik konum itibarıyla Avdagiç’in böyle bir öneriyi ortaya koyması politik olarak da doğru olmaz. Vize kısıtlarını daha da artırmak ve Türk vatandaşlarına vize verilmesinin önüne geçilmesi mantıklı bir politika olarak ortaya çıkıyor.
Bu noktada yurtdışında gezilecek yerlerin Minyatürk benzeri replikalarını hazırlayıp mesela Eyfel Kulesi’ni, Pisa Kulesi’ni, Piramitleri, Maçu Piçu’yu, Çin Seddi’ni, Özgürlük Anıtı’nı, Brandenburg Kapısı’nı görmek isteyenleri bu parka götürmek de iyi bir çözüm gibi duruyor. Çay ve kek tabii ki bedava olmayacak.
Tabii binalara uzaktan bakmak görece kolay. Ama Amsterdam’da Kırmızı Fener Mahallesi’ne ya da Fransa’da Moulin Rouge’a ya da İngiltere’de Soho’ya benzer mekânlar oluşturmak biraz zor olabilir. Esasen Avdagiç’in siyaseten hayal ettiklerini düşündüğümüzde zaten Türk vatandaşlarının buralarda ne işi olacak?
Şekib Avdagiç’in zihnine girdiğimizde –yani yazının başlığındaki gibi Şekib Avdagiç olduğumuzda– aklımıza ilk anda gelenler bunlar. Yazının başlığını tanıdık bulanların çok iyi bileceği üzere aslında bu bir filmin adı: Being John Malkovich (John Malkovich Olmak). O filmde esrarengiz bir binanın 8. katında bir kapıyı açıp John Malkovich’in zihninde yolculuk yapabiliyordunuz. Şekib Avdagiç’in zihni daha şeffaf. Öyle kapıyı aramanıza gerek yok; kapı ardına kadar açık ve içinde yaklaşık olarak aynı şeyler var.
Türk vatandaşları dünyanın herhangi bir ülkesinde yaşasalar 30 avro edecek bir malı Türkiye’de bunun en az iki katına satın alsınlar. Edirne’ye Bulgar vatandaşları ellerinde kimlikleriyle girsinler ama Türkler sınırın diğer tarafına geçmesinler.
Tıpkı Malkovich gibi kökeni eski Yugoslavya toprakları olan Avdagiç’e, hayal ettiği politikaların daha önce yapıldığını; hem de doğduğu zaman adı Yugoslavya olan eski Doğu Bloku’nun tam da Avdagiç’in istediği düzende olduğunu hatırlatmak gerekiyor.
Eski Doğu Bloku’nda da ithal malları sıradan vatandaş alamazdı, çok gezmek gerekiyorsa da Bloka dahil ülkelere gitmek kâfi oluyordu.
Avdagiç’in zihnine girdiğimizde tıpkı o esrarengiz binanın 8. katındaki kapı gibi ardına kadar açık bir kapıdan içeri adım attığımızda karşılaştığımız manzara, kendi yurtdışı harcamalarının ve temsil giderlerinin gölgesinde, vatandaşın vize engeline rağmen yurtdışına döktüğü paraları bile kıskanan bir tablo çiziyor.
Kendisi Boşnak kökenli olarak eski Yugoslavya’nın duvarlarını hatırlatacak kadar katı bir “içeride tutma” mantığı savunurken, ironik biçimde kendi pozisyonunun sağladığı imkânlarla dünyanın dört bir yanına uçak bileti kesmeye devam ediyor.
Belki de asıl soru şu: Avdagiç’in hayalindeki Türkiye, vatandaşların pasaportunu müzeye kaldırıp onun yerine Miniatürk’te selfie çektirdiği bir yer mi olacak? Yoksa bu, sadece dövizin dışarı kaçmasını engellemek adına konulan yeni bir “demir perde” mi?
Kapıyı kapatıp çıkarken aklımızda kalan tek şey şu: Tarih tekerrürden ibaretse, Avdagiç’in istediği düzen, doğduğu topraklarda zaten denenmiş ve başarısız olmuş bir modelin güncellenmiş hali gibi duruyor.
Ekstra Not: İroni içeren bu yazıdaki ağlanacak halimize gülmek bir yana Avdagiç’in konu turizm olduğu için Turizm’de yurdışına kaçan paraya hayıflanırken asıl kaçağın Türkiye’den dünyaya gayrimenkul ve sermaye olarak giden milyar dolarlar olduğunu bilmemesi imkansız. Buna dair yakın zamanda yazdığım yazıyı bu vesile ile başta Avdagiç olmak üzere sırtlarını uzun süreli AKP iktidarına dayamanın keyfini süren tüm kesimlere hatırlatmak isterim (https://www.yeniarayis.com/yazi/fakirlesen-ankara-zenginlesen-kastamonu-11889).
Yorumlar
Yorum Gönder